Tarih Podcast'leri

Joseph Çekül Martin

Joseph Çekül Martin

1776 yazında, Joseph Plumb Martin, daha 15 yaşındayken Connecticut eyaleti milis kuvvetlerine katıldı; daha sonra General George Washington'un Kıta Ordusu'na katıldı ve Devrimci dava adına yaklaşık yedi yıl hizmet etti. 1830'da 70 yaşındaki Martin, çatışma sırasında tuttuğu ve "Bir Devrimci Askerin Maceralarından, Tehlikelerinden ve Acılarından Bazıları" başlıklı günlüklere dayanarak savaş zamanı deneyimlerinin canlı bir ilk elden hesabını yayınladı.

Bir Askerin Hayatı

1760 yılında batı Massachusetts'te doğan Joseph Plumb Martin, bir papazın oğluydu; yedi yaşında varlıklı dedesi ile yaşamaya başladı. 1775 baharında Devrim Savaşı patlak verir vermez, genç Joseph çabalarını vatansever davaya vermek için can atıyordu. Haziran 1776'da, henüz 15 yaşındayken, Martin Connecticut eyaleti milislerinde altı aylık bir görev için askere gitti. Yıl sonunda Martin, New York'taki Brooklyn, Kip's Bay ve White Plains Savaşlarında görev yapmıştı. Martin, altı aylık görevi Aralık 1776'da sona erdiğinde yeniden askere alınmayı reddetmesine rağmen, daha sonra fikrini değiştirdi ve 12 Nisan 1777'de General George Washington'un Kıta Ordusu'nun Albay John Chandler liderliğindeki 8. Connecticut bölümüne girdi. Savaş süresince (1783'e kadar) hizmet edecekti.

Amerikan Devrimi sırasında sömürge bağımsızlığı adına savaşan sıradan bir askerin hayatı zordu. Kıta Ordusu için askerler, çıraklar veya işçiler de dahil olmak üzere genç ve daha az varlıklı erkekleri hedef aldı. Bazıları (Martin gibi) gönüllü olarak askere alınırken, diğerleri askere alındı. Kıta kıtasındaki askerlerin maruz kaldığı rahatsızlıklar arasında yiyecek ve diğer malzemelerin kıtlığı, evden uzun süre uzak kalma, düşen moral ve sürekli ölüm tehdidi vardı.

Pennsylvania'da Kuşatma Altında

1777 sonbaharında, Martin'in tümeni, General William Howe liderliğindeki İngiliz kuvvetlerinin isyancı başkenti Philadelphia'yı almayı başardığı Pennsylvania'ya çağrılanlardan biriydi. Önümüzdeki birkaç ay boyunca, Martin ve asker arkadaşları, Howe'nin birlikleri Delaware Nehri'ndeki Çamur Adası'nda bulunan Fort Mifflin'i kuşatırken, savaşın en şiddetli bombardımanlarından birine dayandılar. İngiliz ateşi altındaki kararlı direnişleri, tüm çatışmayı genişleterek, Washington ve birliklerinin, Howe'un adamlarının onları takip etmesi için sezonda çok geç olan Valley Forge'daki kışlık bölgelere çekilmesine izin verdi.

Martin, o meşhur uzun kışın başlangıcında Valley Forge'a vardığında şunları yazdı: “Bizim beklentimiz gerçekten de iç karartıcıydı. Bu sefil durumdayken, vahşi ormanlara girip bize bu kadar zayıf, aç ve çıplak bir durumda kalmak (yaşamak için değil) için yerleşimler inşa etmek en yüksek derecede korkunçtu…. Ama dağılma, inanıyorum ki, değildi. düşündüm, en azından ben düşünmedim. Yaralı ülkemizin müdafaası ile uğraşmıştık ve istekliydik, hayır, bu tür zorluklar tamamen katlanılmaz olmadığı sürece sebat etmeye kararlıydık…”

Yorktown'a giden yol

1778'de Er Martin kısa bir süre için hafif piyadeye transfer edildi ve bu sırada birimi Hudson Highlands bölgesindeki Tory sempatizanlarına karşı çalıştı. Gelecek yıl için çok az eylem gördü ve Aralık 1778'de alayı ile New Jersey, Morristown'da bir kış kampına başladı. Martin'in yazdığı gibi, bu zor dönem ordunun savaştaki ilk isyanını gördü: "İnsan doğasının dayanabileceği kadar uzun süre dayandık ve daha uzun süre dayanmayı akılsızlık olarak gördük." Ancak Martin sebat etti ve 1780 yazında yeni mühendis birliklerinde, Sappers and Miners'da çavuş olarak atanması önerildi. Kolordunun başlıca görevleri arasında, düşman işlerine yaklaşma siperleri olarak adlandırılan mayınlarla ve özsularla çalışmak vardı.

1781 yazında, birleşik Fransız ve Amerikan orduları İngiliz General Lord Charles Cornwallis'in Yorktown, Virginia'daki birliklerini kuşatmak için güneye hareket ettikten sonra Martin yeni sorumluluklarını yerine getirmeye çağrıldı. Cornwallis'in Ekim 1781'de Yorktown'daki teslimiyetinde hazır bulundu ve çok önemli bir olay hakkında şunları yazdı: “Mütareke'nin sona ermesini endişeyle bekledik ve zaman yaklaştıkça endişemiz arttı. Sonunda zaman geldi - geçti ve hepsi sessiz kaldı. Ve artık o kadar zahmete girdiğimiz, onca tehlikeyle karşılaştığımız ve bu kadar endişeyle istediğimiz şeye kavuştuğumuz sonucuna vardık. Gece olmadan İngilizlerin teslim olduğu ve kuşatmanın sona erdiği bilgisi bize ulaştı.”

Devrimden Sonra Yaşam

Yorktown, Amerikan Devrimi'nde Kıtasal zaferi etkili bir şekilde mühürledi, ancak savaş resmen 1783'e kadar sona ermedi. Terhis edildikten sonra, Joseph Martin, Prospect kasabası olacak karada, Penobscot Nehri'nin ağzına yakın Maine'e yerleşti. Yirmi yıldan fazla bir süre boyunca bir seçmen ve barış adaleti ve Prospect'in kasaba memuru olarak görev yaptı. 1818'de Martin, federal hükümet tarafından “yaş ve sakatlık nedeniyle” çalışamadığını ve karısını ve beş çocuğunu destekleyemeyeceğini ilan ederek, muhtaç gaziler için federal hükümet tarafından önerilen bir emekli maaşı için başvurdu ve kendisine verildi.

1830'da, 70 yaşındayken Martin, günlüklerini "Devrimci Bir Askerin Kendi Gözleminde Meydana Gelen Olaylardan Anekdotlarla Serpiştirilmiş Bazı Maceralarının, Tehlikelerinin ve Acılarının Bir Anlatısı" başlığı altında yayınladı. O zamanlar alışılmış olduğu gibi anonim olarak basılan kitap, kötü bir satış yaptı ve Martin 1850'de öldüğünde büyük ölçüde unutuldu. Ancak bir yüzyıldan fazla bir süre sonra, çalışma yeniden keşfedildi ve “Private Yankee Doodle” olarak yeniden yayınlandı. Martin'in anlatımı genellikle abartılı ve süslü olsa da (bazen ilk elden tanık olamayacağı veya olayların sonuçlarını iyileştiremeyeceği olayları anlattı), bir Kıta askerinin yaşamının en canlı, en canlı ve ayrıntılı birinci şahıs anlatımı olarak duruyor. Amerikan Devrimi sırasında.


Joseph Çekül Martin

Joseph Plumb Martin, daha 15 yaşındayken Kıta Ordusu'na katıldı ve Haziran 1776'da Connecticut Eyalet Birliklerine kaydoldu. 1777'de yeniden askere alındı ​​ve savaşın tamamı boyunca aktif görevde kaldı.

BURADA REZERVASYON YAPIN

Aralık 1777'de Martin, bir kış kampı için Valley Forge'da 10.000'den fazla askere katıldı. Kamptaki günlük yaşam hakkında bildiklerimizin çoğu, 1830'da "Devrimci Bir Askerin Maceralarının, Tehlikelerinin ve Acılarının Bazılarının Öyküsü" başlıklı savaşın ilk elden bir hesabını yayınlayan Martin'e atfedilebilir.

Kıta Ordusunun 'Valley Forge'a gelişi hakkında yazan Martin şunları söyledi:

"Bizim beklentimiz gerçekten de iç karartıcıydı. Bu sefil halimizde, böylesine zayıf, aç ve çıplak bir halde, vahşi ormanlara girip bize kalacak (yaşamamak) için meskenler inşa etmek, son derece ürkütücüydü.

"Ama sanırım dağılma düşünülmedi, en azından ben düşünmedim. Yaralı ülkemizin savunmasına girişmiştik ve istekliydik, hayır, bu tür zorluklar tamamen katlanılmaz olmadığı sürece sebat etmeye kararlıydık."

Martin, Brooklyn Savaşı, Monmouth Savaşı, Valley Forge Encampment ve Yorktown kuşatması da dahil olmak üzere savaşın en önemli anlarından bazılarının parçası olmuştu. Martin 89 yaşına kadar yaşadı ve 1850 yılının Mayıs ayında vefat etti. Joseph Plumb Martin Trail adını onun onuruna veriyor ve Valley Forge Ulusal Tarih Parkı'nı çevreliyor.


Joseph Plumb Martin - TARİHÇE

Joseph Plumb Martin, savaş izleyicisi ve Kıta Ordusu askeri olmanın benzersiz kişisel anıları ve deneyimleri olan “Sıradan Cesaret”i yazan ve yayınlayan Amerikan Devrim Savaşı'nın sıradan bir askeriydi. Büyükanne ve büyükbabası tarafından Connecticut'taki bir çiftlikte büyütülen Joseph, öfke militairesinden ilham aldı ve milislere katılmaya karar verdi. Önce büyükanne ve büyükbabanın izni, daha sonra eğitimsizlik nedeniyle kayıt olmakta zorlanan genç adam, kararında dimdik durarak asker olmak için tüm çabayı gösterdi.

Joseph Plumb Martin'in anlatısı, bilim adamları tarafından sıklıkla Amerikan Devrimi için benzersiz bir kaynak olarak adlandırılır. Orduda er olan onun yazılarında büyük kahramanlar yer almaz, daha çok barış için savaşan sıradan cesur adamlara odaklanır. "Genellikle Martin'in çalışmasına Devrim'in önceki bir kaynağı denir". (Washington Post, s. 4) Askerin, savaş sırasında hayatında meydana gelen olayları not ettiği bir günlük tuttuğuna inanılıyor.

İlk olarak “Devrimci Bir Askerin Kendi Gözlemi İçinde Yaşanmış Olaylardan Anekdotlarla Serpiştirilmiş Bazı Maceraları, Tehlikeleri ve Acılarının Bir Anlatısı” başlıklı anlatı, 1830'da isimsiz olarak yayınlandı. özel yıl kampanyası. Bağımsızlık savaşı zamanlarında askerin hayatı çok zordu. Milislerde veya Kıta Ordusunda görev yapan erkekler genellikle zanaatkarlardan, çiftçilerden vb. gelirdi. Yol boyunca pek çok şey öğrendiler. Yiyecek sıkıntısı, tehlike ve bazen düşük moralin ne olduğunu öğrendiler. Martin anlatısında ordu hizmetinin zorluklarını anlatıyor. Savaşın dürüst bir resmini ve kendi bakış açısına göre ne olduğunu resmetti.

Martin, savaşı ve yeni ulusun doğuşunu romantik kavramlar olmadan gerçekçi bir şekilde gösterdi. Askerin karşılaştığı zorlukları, erkeklerin sıradan cesaretini ve yiğitliklerini gösterdi. Martin, sıradan askerlerin özgürlük için nasıl savaştığını ve ailelerini korumak için her şeyi yaptığını anlattı. Yazar, ordu ile davanın bir olduğunu vurgular. Savaş sırasında ordu çökmüş olsaydı, bunun nedeni de kaybedilirdi. Ve neyse ki, kimsenin “açlıktan ölmek ya da orduyu dağıtmak zorunda olmadığını” yazıyor. Hepsi tek parçaydı. Hayatları ve ulusun parlak geleceği için kahramanca, cesur ve sıradan mücadele.

Kitap, askerde gösterilen önemli kişisel yönleri gündeme getiriyor. Genç adam Martin savaşa bu kadar girmek zorunda değildi, ama öyleydi. Evde oturup müjdeli haberi beklemedi. Ayağa kalktı ve dünyayla yüzleşti. Ulusun inşasında önemli bir katkı sağladı. Martin gibi insanların inanılmaz bir ruha ve öz motivasyona sahip olduklarına inanıyorum. Ve onun gibi savaşta omuz omuza duran birçok adam olduğu için şanslı.

Joseph Plumb Martin, anlatısında gösterdiği harika bir mizah anlayışına sahipti. Bazen ölümle karşılaşmalar bile şaşırtıcı bir şekilde okuyucuyu gülümsetecek şekilde sunulur. İşin gerçek anlamı, savaşın genellikle “asil” ve “düzgün” olarak tanınmasına rağmen, bunun kesinlikle başka bir şey olmadığıdır. Martin'in sözleriyle, vatanseverler arasında bir anlaşmazlık olduğunu ve savaşın ana nedenini düşük derecede desteklediğini görüyoruz. “Sıradan Cesaret”, Devrimci Amerika'nın o günlerdeki olaylarına dair büyük bir fikir veriyor.


Joseph Plumb Martin, Devrim Savaşı'nın çoğunda Kıta Ordusu'nda görev yaptı, ilk görev turu 1776 Haziran'ından Aralık'a kadar sürdü. 1777'nin başlarında Connecticut'taki evine döndü, ancak o yılın Nisan ayında gazi olarak yeniden askere alındı. , savaşın sonuna kadar hizmet ediyor. Kışları Valley Forge'da ve daha kötüsü Morristown'da orduyla kamp kurarak, savaşın birçok büyük savaşına katıldı ve Yorktown kuşatmasında hazır bulundu. Martin savaş boyunca özel olarak kaldı ve bir günlük tuttu, bugün tarihçilerin Kıta Ordusu'ndaki hayatı incelemeleri için birincil kaynaklardan biri.

Savaştan sonra Martin Connecticut'a döndü ve gazi arkadaşlarıyla birlikte hem geri ödemesini hem de vaat edilen emekli maaşını tahsil etmek için hiçbir işe yaramadı. Hiç parası olmayan ve para toplama ihtimali çok az olan Martin, batıdaki arazi hibesini satmak zorunda kaldı ve Maine'de (o zamanlar Massachusetts'in bir parçası) ücretsiz arazinin mevcut olduğunu duyduktan sonra, o ve Connecticut'ın diğer birkaç gazisi Line oraya taşındı ve Prospect adını verdikleri bir topluluk kurdu. Martin sonunda, kendi topraklarında çiftçilik yapmaya devam etmesine rağmen, Kasaba Katibi de dahil olmak üzere topluluğun önde gelen bir üyesi oldu.

1790'ların başında Henry Knox, Maine'de Prospect topluluğunun üzerinde durduğu arazi de dahil olmak üzere spekülatörlerden 600.000 dönüm arazi satın aldı. Kıta Ordusu gazilerinin emekli maaşı taleplerini incelemekten sorumlu olan Savaş Bakanı Knox, Martin'in çiftliğinin yanı sıra Martin'in komşularının çiftliğine de sahip olduğunu iddia etti. Martin, Knox'un iddiasına itiraz etti ve yüz dönümlük araziyi işleme hakkına sahip olduğunu savundu. 1797'de, o zamana kadar hükümeti terk edip Maine'e emekli olan Knox, mahkemede galip geldi ve Martin'e Knox'a 170 dolar ödemesi emredildi. Martin'in nakdi yoktu (ne emekli maaşını ne de geri ödemesini almamıştı) ve Knox'a çiftliğini elinde tutmasına izin verilmesini talep eden birkaç mektup yazdı.

Knox'un yanıt verdiğine dair hiçbir kayıt yok, ancak Martin'in ekinlerde sahip olduğu alan birkaç yıl içinde sadece 8 akreye küçüldü. Knox 1806'da (boğazına takılan bir tavuk kemiğinin neden olduğu bir enfeksiyondan dolayı) öldü, ancak Martin daha önce çiftliği olduğunu iddia ettiği araziyi asla geri alamadı ve 1818'de Emeklilik Yasası'nın yürürlüğe girmesini takiben emekli maaşı için dilekçe verdiğinde Hiçbir şey yok. 1820'de Martin'in başvurusu incelendiğinde, benim gerekli yatak takımım ve giyim eşyam hariç, &ldquo…no gayrimenkul veya kişisel mülkü veya herhangi bir geliri olduğuna dair ifade verdi.&rdquo

Martin, o yıl Kıta Ordusu'ndaki yedi yıllık hizmetinin emekli maaşını nihayet aldı, ancak geriye dönük değildi ve orduda geçirdiği süre için kendisine borçlu olduğu maaşı asla alamadı. Emekli maaşı, hayatının geri kalanında yılda 96 dolardı (yaklaşık 1.800 dolar). Martin, diğer birçok gazilerin emekli maaşı alma konusunda kendisi kadar şanslı olmadığını fark etti ve davalarına yardım etmek için günlüğünü Devrim Savaşı'nın bir anlatısı şeklinde yayınladı. İyi satmadı ve kısa süre sonra 1950'lerde yeniden keşfedilene kadar tarihe karıştı. Martin, 1850'de Prospect, Maine'de öldü.


Er Joseph Plumb Martin'in Günlüğünden Seçmeler

Kısa süre sonra bu muhafızdan kurtuldum ve iki alayımızdan gücü yetenlerle birlikte, daha sonra İngilizler tarafından kuşatılan Mifflin kalesindekileri takviye etmek için gönderildim. Burada yarım düzine atı öldürmeye yetecek zorluklara katlandım. Okuyucunun yalnızca bir an düşünmesine izin verin, hastalanmadıysa yine de tatmin olacaktır. Soğuk Kasım ayında, erzaksız, giysisiz, ayaklarıma ya da bacaklarıma ne ayakkabı, ne çorap kırıntısı ve bu durumda, böylesi bir yerde kuşatmaya katlanmak en üst düzeyde dehşet vericiydi.

Burada söylediklerimi doğrulamak için okuyucuya hapsolduğum kalemin kısa bir tanımını vereceğim. Hapsedildim, çünkü bu kadar hazır olsaydım, ondan kurtulmam neredeyse imkansızdı. Ada, adı verilen Delaware'de, kanalın batı tarafında uzanan bir çamur düzlüğünden başka bir şey değil. Kalenin etrafına bentlerle çevrilidir, öyle inşa edilmiştir ki, kale zevkle su altına döşenebilir (en azından, öyleydi). yani ben oradayken ve sanırım o zamandan beri çok fazla yükselmedi. Doğu tarafında, ana nehrin yanında, bana bildirildiğine göre, Devrim'den önce kralın pahasına inşa edilmiş, kesme taştan yapılmış zikzak bir duvar vardı. Tahkimatın güneydoğu kesiminde (çünkü kale olarak adlandırılamazdı) birkaç uzun on sekiz librelik ve bir otuz iki librelik bir batarya vardı.

Düşmanın mermilerini gördüm

Kuzeybatı köşesinde üç adet on iki librelik başka bir küçük pil vardı. Muhafazanın farklı yerlerinde ayrıca üç blok ev vardı, ama üzerlerine top monte edilmemişti ya da ben oradayken bizim için herhangi bir işe yaradılar mı? Batı tarafında, pillerin arasında, içinde bir dizi palisado bulunan yüksek bir set vardı. Taş duvarın önünde, uzunluğunun yaklaşık yarısı kadar, içinde çardaklar bulunan ve bunlarla taş duvar arasında dar bir hendek bulunan başka bir set vardı. Tahkimatın batı tarafında, çalışmaların kuzey kısmından kalenin uzunluğunun yaklaşık yarısına kadar uzanan bir sıra kışla vardı. Kuzey ucunda, doğudan batıya neredeyse kalenin karşısına ulaşan başka bir kışla bloğu vardı. Bunların önünde, garnizon subaylarının barınması için büyük, kare, iki katlı bir ev vardı. Ne bu ev ne de kışla o zamanlar pek kullanışlı değildi, çünkü onlara girmek bir insanın hayatı kadar değerliydi, düşman genellikle atışlarını özellikle onlara yöneltiyordu. O kışlanın önünde ve diğer gerekli yerler geçit törenleri ve yürüyüşlerdi, zeminin geri kalanı yumuşak çamurdu. Düşmanın mermilerinin o kadar alçak bir lavaboya düştüğünü gördüm, patladıklarında sesleri duyulmuyordu ve o sırada sadece dünyanın titrek bir hareketini hissedebiliyordum. Başka bir zamanda, gururluların yüzeyine yakın patladıklarında, çamuru elli fit havaya fırlatırlardı.

İngilizler, adayı batıda ana adadan ayıran ve sadece kısa bir mesafe olan suyun karşı tarafına, her birinde altı ağır silah bulunan beş batarya ve içinde üç uzun havan topu bulunan bir bomba bataryası kurmuştu. [Martin, İngilizlerin altı adet 24 librelik, bir adet 8 inçlik obüs ve bataryaya dahil olan bir adet 8 inçlik havan topu kullandığı Carpenter's Island'dan bahsediyor.] Ayrıca nehrin biraz yukarısında, altı topluk bir bataryaları vardı. Hastane Noktası denilen yer. [Genellikle Webb Noktası olarak anılır, Schuylkill ve Delaware Nehirlerinin birleştiği yerin yakınındaydı.] Bu, birkaç kişiyle birlikte, herhangi bir kuvvete, karaya veya denize karşı savunmak için yazgılı olduğum yerin kısa bir tarifi. düşman ona karşı getirmeyi uygun görebilir.

Ben girdikten sonra İngilizlerin oraya yaptığı ilk girişim, Augusta tarafından altmış dört silahlı bir gemiydi. Karanlık bir gecede manevra yaparken ırmağın kanalına batmış olan şatoya bindi. Sabah bulunur bulunmaz onu o kadar iyi ateşledik ki, kısa sürede alevler içinde kaldı. Aşağıdaki gemiden yardımına tekneler gönderildi, ancak atışımız onlar için çok sıcak olduğu için onu kaderine bırakmak zorunda kaldılar. Bir veya iki saat içinde, dünyayı merkezine kadar sallayan bir patlamayla havaya uçtu ve hava sakin olduğu için bir veya iki saat kalan bir gök gürültüsü bulutu gibi bir duman hacmi bıraktı. Sıkıntı içinde Augusta'nın yardımına gelen yirmi silahlı bir gemi [Merlin] kısa süre sonra kaderini paylaştı.


Joseph Çekül Martin

Joseph Çekül Martin (1760-1850), Devrim Savaşı sırasında Kıta Ordusu'nda gönüllü asker olarak görev yapan New England'lı bir çiftçiydi. Martin'in vakayinamesi, bir Kıta askeri olarak yaşamın en iyi bilinen birincil hesaplarından biridir.

Martin, Massachusetts'in batı ucunda doğdu ama çocukluğunun çoğunu Connecticut'ta geçirdi. Ailesi, ona ilkel bir eğitim sağlayacak kadar varlıklıydı. İngiltere ile savaşın patlak vermesi Martin'i büyüledi ve 15. doğum gününden kısa bir süre sonra 1775'in sonlarında askere gitmek için evden ayrıldı. Çoğu New York'ta geçirilen bir yıl boyunca Connecticut milisleriyle birlikte görev yaptı. İlk askerliğini tamamladıktan sonra Martin, 1777'de Kıta Ordusu'na yeniden katıldı. Devrim Savaşı boyunca hizmet edecek ve Monmouth Savaşı, Yorktown kuşatması ve Valley Forge'daki kış kampı gibi birçok büyük çatışmada eylem görecekti. Martin, Haziran 1783'te Kıta Ordusu'ndan terhis edildi. Maine'in güneyinde, Bangor yakınlarındaki tarım arazilerine yerleşti. Martin, topluluğunda etkili oldu, bir seçici ve barış adaleti olarak hizmet etti. 1830'da Devrim Savaşı'ndaki hizmetini anlatan “A Öyküsü Bir Devrimci Askerin Maceralarının, Tehlikelerinin ve Acılarının Bazılarının Kendi Gözlemi İçinde Meydana Gelen Olaylardan Anekdotlarla Arasına Yayılan Öyküsü” başlıklı bir yayın yayınladı. Martin'in kitabı yaşamı boyunca çok az sattı, ancak 20. yüzyılın ortalarında keşfedildi ve yeniden yayınlandı. Devrim Savaşı sırasında Kıta Ordusu'ndaki yaşamın en iyi bilinen ve en çok çalışılan hesaplarından biridir.


Daha Fazlasını Nereden Öğrenebilirsiniz?

Diamant, Lincoln. Yankee Doodle Günleri: Amerikan Devrimini Keşfetmek. Fleischmanns, NY: Purple Mountain Press, 1996.

Martin, Joseph Çekül. Er Yankee Doodle: Bir Devrimci Askerin Maceralarından, Tehlikelerinden ve Acılarından Bazılarının Anlatısı Olmak. George F. Scheer tarafından düzenlendi. Boston: Küçük, Brown, 1962.

Martin, Joseph Çekül. Yankee Doodle Boy: Kendisi Tarafından Anlatılan Amerikan Devriminde Genç Bir Askerin Maceraları. George F. Scheer tarafından düzenlendi. Tatil Evi, 1995'te yeniden yayınlandı.

Rae, Noel, ed. Amerika'ya Tanıklık: Amerika'da 1600-1900 Yaşamın Birinci El Hesapları Kongre Kitaplığı Kitaplığı. New York: Penguen, 1996.

Wilbur, C. Keith. Devrimin Korsanları ve Vatanseverleri. Broomall, PA: Chelsea Evi, 1996.

Wilbur, C. Keith. Devrimci Asker: 1775-1783. Broomall, PA: Chelsea Evi, 1999.


Joseph Çekül Martin

Bağımsızlık savaşında sıradan bir askerin hayatı zordu. Askerler, eyalet milislerinde nispeten kısa süreler veya Kongre tarafından yetiştirilen Kıta Ordusu'nda daha uzun süreler görev yaptı. Yaklaşık iki yüz bin adam bir dönem için askere alındı. Milisler, çiftçiler, zanaatkarlar ve bazı profesyonellerden oluşan en fazla sayıda asker sağladı. Hepsi savaşın şiddetli gıda kıtlığı, rahatsızlık, düşük moral ve tehlike zorluklarıyla karşı karşıya kaldı. Sonuç olarak, Kıta Kongresi hem gençleri hem de yaşlıları işe aldı. Tipik olarak, çıraklar veya emekçiler gibi daha az kaynağa sahip olanlar Amerikan Devrimi'ne çekildi. Ücret ve arazi vaadi tipik teşvikti. Bazıları gönüllü olarak askere alınırken, diğerleri askere alındı, daha varlıklı olanlar ücretli yedekler aldı. Joseph Plumb Martin'i benzersiz kılan şey, eğitim ve yazma becerilerinin savaş zamanı faaliyetleri boyunca bir günlük tutmasına izin vermesidir. Daha sonra, savaş bittikten sonra (1830), sıradan bir askerin yaşamının renkli bir tasviri olan “Devrimci Bir Askerin Öyküsü” yazdı. Martin hayatta kalmaktan başka hiçbir siyasi amacı olmayan sıradan bir asker olduğu için, onun anlatısı sıradan bir askerin hayatı hakkında en çok başvurulan belgelerden biri haline geldi.

Joseph Plumb Martin, 21 Kasım 1760'ta Becket, Massachusetts'te Rahip Ebenezer Martin ve Susannah Plumb'ın çocuğu olarak doğdu. Yedi yaşındayken, Connecticut, Milford'da büyükanne ve büyükbabasıyla birlikte yaşamaya gönderildi. Ailesinin hali vakti yerinde olduğu için (babası Yale'de okudu), Martin okuma ve yazma da dahil olmak üzere çok yönlü bir eğitim alabildi. 1775'te 15 yaşındayken, Lexington ve Concord Savaşları'nın ardından savaş çabalarına katılmaya hevesliydi. Dedesi başlangıçta bu fikre karşı çıktı, ancak Martin, katılmasına izin verilmezse kaçmaya ve bir deniz gemisine korsan olarak katılmaya söz verdikten sonra kabul etti. Haziran 1776'da 8. Connecticut Alayı'na katıldı ve New York City bölgesinde görevlendirildi ve İngiliz Long Island Kampanyasının açılışından hemen önce geldi.

Joseph Plumb Martin'in yeniden askere alınma eğilimi, ona Devrim'deki birçok kritik savaşın sayısız ilk elden anlatımını sağladı. Martin'in savaşın çoğu için orduda sadece bir er olduğu ve anlattıklarının Devrim'in olağan kahramanlarını içermediği dikkate değerdir. Bilim adamları, Martin'in savaş sırasında bir tür günlük tuttuğuna ve daha sonra hayatında ayrıntılı olarak ele aldığına inanıyor. Bazı olaylar dramatize edilebilse de, o dönemin savaş kayıtlarına göre Plumb Martin'in alayı yazdığı her olayda yer alacağından, anlatının son derece doğru olduğunu da belirtmek ilginçtir.

Martin, Brooklyn Savaşı, White Plains Savaşı, Fort Mifflin kuşatması ve Monmouth Savaşı gibi önemli çatışmalara katıldı. Valley Forge'da kamp kurdu, John Andre'nin idamına eşlik edildiğine tanık oldu ve ayrıca 1781'de Yorktown'ın doruk noktasına ulaşan Kuşatması sırasında da hazır bulundu. 1778'de Hafif Piyade'ye atandı ve Onbaşı rütbesine ulaştı. 1780 yazında, Washington'un bir İstihbaratçılar ve Madenciler Kolordusu kurma emriyle, üstleri tarafından bu alayın astsubay olması önerildi ve seçilerek çavuş oldu. Yorktown'dan önce, kolordu Kıta Ordusu için siperleri kazmaktan sorumluydu. Savaş sırasında, Hamilton'un alayının Redoubt #10'u ele geçirebilmesi için abatis adı verilen keskinleştirilmiş kütüklerin alanını temizleyerek Alexander Hamilton tarafından yönetilen bir alay için de öncüydüler.

Martin'in anlatısı ilk olarak 1830'da Hallowell, Maine'de, Devrimci bir askerin bazı maceralarının, tehlikelerinin ve acılarının bir anlatısı olarak, kendi gözleminde meydana gelen olayların anekdotlarıyla serpiştirilmiş olarak yayınlandı. Birçok biçimde yeniden yayınlandı, ancak tarihe karıştığı düşünülüyordu. 1950'lerin ortalarında, anlatının ilk baskısı bulundu ve Morristown Ulusal Tarih Parkı'na bağışlandı. Kitap 1962'de Little, Brown tarafından George F. Scheer tarafından düzenlenen bir baskıda (ISBN 0-915992-10-8) Private Yankee Doodle başlığı altında ve ayrıca The New'in Series I'inde bir cilt olarak yayınlandı. York Times'ın 1968'deki Amerikan Devrimi'ne İlişkin Görgü Tanıklarının Anlattıkları. 2001'den beri yayınlanan güncel baskının başlığı Devrimci Bir Askerin Öyküsü: Joseph Plumb Martin'in Maceraları, Tehlikeleri ve Acılarından Bazıları. Diğer güncel sürümler, çocuklar için uyarlanmış, Yankee Doodle Boy ve The Memoirs of a Revolutionary başlıklı ve Ekim 1781'de Yorktown'daki İngiliz teslimiyetini anlatan Plumb ile biten bir versiyonu içerir.

Martin, Kıta Ordusu Ekim 1783'te dağıldığında görevden alındığında, bir yıl boyunca New York eyaletinde öğretmenlik yaptı ve sonunda Maine'in sınırına yerleşerek günümüz Stockton Springs yakınlarındaki Prospect kasabasının kurucularından biri oldu. . Yıllar geçtikçe, yerel olarak bir çiftçi, seçici, Barış Adaleti ve Kasaba Katibi (son pozisyon 25 yılı aşkın bir süredir tutuluyor) olarak biliniyordu. 1794'te Lucy Clewley (d. 1776) ile evlendi ve Joseph (d. 1799), Nathan ve Thomas (ikizler, 1803), James Sullivan (d. 1810) ve Susan (d. 1812) olmak üzere beş çocuğu oldu. Ayrıca, yıllar boyunca, en ünlüsü 1830'daki savaş sırasındaki deneyimlerinin bir anlatımı olan birçok hikaye ve şiir yazdı.

1794'te, Kıta Ordusu'nun eski Tümgenerali ve George Washington'un Başkan olduğu Savaş Sekreteri Henry Knox ile sert bir toprak anlaşmazlığına karıştı. Knox, Martin'in 100 dönümlük (0.40 km2) çiftliğinin yanı sıra şu anda Maine, Waldo County olarak bilinen bir bölgede 600.000 dönümlük (2.400 km2) alana sahip olduğunu iddia etti. Martin bunun doğru olmadığını ve araziyi ekme hakkına sahip olduğunu söyledi. 1797'de Knox'un iddiası yasal olarak onaylandı ve Martin'e 170 dolar kira ödemesi emredildi. Parayı toplayamadı ve Knox'a araziyi elinde tutmasına izin vermesi için yalvardı. Knox talebi reddetti. 1811'de tarım arazisi yarı yarıya azaldı ve 1818'de diğer Devrimci Savaş gazileriyle savaş aylığı talep etmek için mahkemeye çıktığında hiçbir şeye sahip değildi.

1818'de Martin'in savaş emekli maaşı onaylandı ve hayatının geri kalanında yılda 96 dolar aldı. Yine de, diğer savaş gazileri haklı olarak borçlu oldukları şey için savaşıyordu ve gazilerin davasını ilerletmek için 1830'da anılarını yayınladı. Bu bir başarı olarak görülmedi ve esas olarak yoldan çıktı, görünüşe göre tarihe kayboldu. .

1836'da, Amerika Birleşik Devletleri Hafif Piyade müfrezesi Prospect'te yürüyordu ve Plumb Martin'in orada ikamet ettiğini keşfetti. Müfreze evinin önünde durdu ve Devrimci Savaş Kahramanı onuruna bir selam verdi. Joseph Plumb Martin 89 yaşına kadar yaşadı ve 2 Mayıs 1850'de öldü. Karısı ile birlikte Prospect, Maine'in dışındaki Sandy Point Mezarlığı'na gömüldü.


Fort Mifflin: Bir Ölüm Hikayesi, Kahramanlık ve Bayrak'

Ft üzerinde dalgalanan bayrak. Devrimci Savaş sırasında Mifflin. Yıldızlar ve Çizgiler henüz tasarlanmamıştı.

Amerika'nın Bağımsızlık Savaşı hakkında yaptığım bu blogu sık sık yeniden yayınlamayı seviyorum. Devrimci Boston hakkında yazdığım ve dizüstü bilgisayarım doktorlarda kapalı olduğu için Devrimci'ye geri dönmeyi düşündüm. Bugün Philadelphia.

240 yıl önce, 1777 sonbaharında, İngilizler ile Amerikan Devrimi'nin muhtemel yenilgisi arasında duran tek şey, Delaware Nehri üzerindeki küçük bir kaleydi. Amerikan Tarihinde az bilinen ve nadiren anlatılan bir bölümdür.

General Howe, Washington'un Brendibadesi'ndeki birliklerini yendi ve ardından Philadelphia'yı işgal ederek Amerika'nın genç hükümetini kaçmaya gönderdi. Washington'un Ekim ayı başlarında İngilizlere karşı saldırıya geçme ve onları şehirden çıkarma çabaları başarısız oldu. İngiliz Donanması, kış başlamadan önce General Howe'u ikmal edebilirse, her zaman yanıltıcı Washington'u yakalayıp Devrimi sona erdirme şansı çok yüksekti. Amerika Birleşik Devletleri olmayacaktı.

Minik Ft'den bir kanon görüntüsü. Mifflin, Kanada Kazlarına odaklanıyor. Höyük mühimmat depolamak için bir sığınaktı.

Ama Howe'un bir sorunu vardı. Çevresi 3600 fit olan ve 250 kişilik bir birliğe sahip küçük Mifflin Kalesi, Donanmanın 250 gemisinin ve 2000 askerinin Philadelphia'ya girmesini engelliyordu. Altı hafta olmuştu. 10 Kasım'da İngiliz kara bataryaları tarafından toplu bir grev başlatıldı ve 15 Kasım'da karadan ve denizden büyük bir bombardıman planlandı.

Kara pilleri tarafından havaya uçurulan Kale, hazırlanmak için elinden geleni yaptı. Washington'un emriyle, Connecticut'tan 286 taze asker ve Kaptan James Lees komutasındaki İkinci Kıta Topçusu'ndan 20 topçu, 13'ünde Kaleye kaydırıldı. 14. gece umutsuzca yıkılan duvarları onarmakla geçti.

On beşinci sabahı, altmış dört silahlı Amiral Gemisi Somerset de dahil olmak üzere beş İngiliz Savaş Gemisi, kalenin altındaki sisin içinden ortaya çıktı. Aynı şekilde, hatta daha fazla endişe kaynağı olarak, İngilizler yüksek bir sel gelgitinden yararlandılar ve dönüştürülmüş ve silahlı Doğu Hint ticaret gemisi Vigilant'ı ve silah şövalyesi Fury'yi Mifflin'in kuzeybatı köşesindeki tabanca menziline çekmişlerdi.

Güneş yükselirken, gemiler ve kara bataryaları, saatte 1000'den fazla top mermisi gönderen ve kaleye çarpan bir bombardımanda ateş açtı. It was the heaviest naval bombardment of the Revolutionary War.

Joseph Plumb Martin, a young private from Massachusetts, was there during the battle and captured the sheer terror of the experience some years later in his book Ordinary Courage. “They mowed us down like corn stalks,” he reported.

“I saw five artillerists belonging to one gun cut down by a single shot, and I saw men who were stooping to be protected by the works, but not stooping low enough, split like fish to be broiled.”

Gun emplacements along the walls at Ft. Mifflin.

While protection from the onslaught was nonexistent, one section of the fort was more exposed than any other according to Jeffery Dowart in his book, Fort Mifflin of Philadelphia, an Illustrated History. The northwest corner was directly under the guns of the Vigilant and Fury. Time and again these ships sent broadsides smashing into the ramparts manned by Captain Lees’ Company while British Marines posted in the masts of the ships fired down on the exposed artillerists.

“Every man who tried to serve the cannon on the battery’s angle was either killed or wounded,” Dowart reported.

At the height of the bombardment a decision was made to hoist a signal and request help from the galleys and floating batteries above the fort. A volunteer was requested to climb up the flagpole with the signal flag as the cannonballs hurtled in from all directions.

Joseph Plumb Martin had a vivid memory of the event. “…a sergeant of the artillery offered himself he accordingly ascended to the round top and pulled down the (fort’s) flag to affix the signal flag to the halyard. The enemy, thinking we had struck (surrendered), ceased firing in every direction and cheered.”

“Up with the Flag!” was the cry from our officers in every part of the fort. The flag was accordingly hoisted and the firing was immediately renewed. The sergeant then came down and had not gone a half-rod from the foot of the staff when he was cut in two by a cannon-shot.”

Several galleys, floating batteries, and a frigate did come down river to aid the beleaguered fort but heavy fire from the British Warships drove them back.

At some point in early afternoon the fort ran out of ammunition and was totally at the mercy of the British guns. The end was only hours away. Under cover of darkness, the fort was evacuated. As the final group left around midnight, the flag was still flying.

Howe received his much-needed supplies in Philadelphia but time was running out. After two failed efforts at penning Washington down, he returned to Philadelphia while Washington moved on to Valley Forge for his winter encampment. Other battles would determine the future of the Revolution.

The November 1777 payroll for Captain Lees’ Company. Note #2 and 8.

When I became involved in genealogy nine years ago, I discovered that my Great, Great, Great, Great, Great Grandfather, Andrew Mekemson had arrived in America from Ireland in the 1750s with six sons and one daughter. All six sons ended up fighting in the Revolutionary War. Four were involved in the battle over Fort Mifflin. My sixth cousin, Bill Makemson, shared a flyer researched and distributed by Fort Mifflin that presented a different perspective on the flag incident described by Joseph Plumb Martin. Following is a direct quote:

“During the siege and battle of Fort Mifflin, November 10-15, 1777, the flag was kept flying despite the British bombardment, one of the most stupendous in US History. Although at one point the British cannonballs were falling into the fort at the rate of 1,000 per hour, the American garrison heroically rose to the challenge and kept the flag flying. Two brothers from Pennsylvania, Sergeant Andrew Mackemson and Lieutenant James Mackemson, were both killed in re-raising the shot torn flag. The fort was finally evacuated by the remnants of the defenders, but was never surrendered to the British. The Fort Mifflin Flag was still flying at the end.”

Andrew and James were brothers of my Great, Great, Great, Great Grandfather Joseph Mekemson. They were both part of Captain Lees’ Second Continental Artillery Company that entered the fort on November 13. James was second in command. Andrew was the Sergeant of Joseph Martin’s memory. Both brothers would have also been involved in the devastating battle with the Vigilant and the Fury.

I am standing below the walls of Ft. Mifflin feet away from where the British ships Vigilant and Fury poured cannon fire onto the position defended by Andrew and James Mekemson.

Two other brothers, Thomas and William, joined the fight as well. Each served on the Floating Battery Putnam under Captain William Brown. The Putnam was one of the floating batteries to respond to Fort Mifflin’s signal for help.

Captain Brown had been appointed as the first Marine Captain in the Pennsylvania Navy and sent out to recruit more marines. He was in charge of the marines on the PA Navy’s Flagship Montgomery and then helped organize Washington’s crossing of the Delaware on Christmas Day 1776. He and his marines then went on to participate in the battles of Trenton and Princeton. It was the first joint marine/army operation in the nation’s history.

Documents from the Pennsylvania archives show that all four Mekemson or Makemson brothers (James, Andrew, Thomas and William) had joined Captain Brown by the time of Washington’s battle at Trenton and night march to Princeton. They may have been with him even earlier at the Delaware crossing. By September the brothers had split with James and Andrew moving on to their destiny with Captain Lees and Fort Mifflin.

Today, a beautiful moat filled with plants and wildlife surrounds Ft. Mifflin. I like to think of it as a fitting memorial to James, Andrew and the other men who fought so bravely against overwhelming odds and gave their lives so the young republic could live.


Joseph Plumb Martin - HISTORY

In the war for independence, the life of a common soldier was a rough one. Soldiers served relatively short periods in state militias or longer periods in the Continental Army, raised by Congress. About two hundred thousand men enlisted for one period or another. Militias supplied the greatest number of soldiers, comprised of farmers, artisans, and some professionals. The Continental Congress recruited the young and those with fewer resources, such as apprentices or laborers. Some enlisted voluntarily while others were drafted the more affluent hired paid substitutes. All faced war’s hardships of severe food shortages, discomfort, low morale, and danger. Joseph Plumb Martin, born in western Massachusetts, joined the militia in 1776 before his 16th birthday and served in the Continental Army from 1777 to 1783. In 1830, he wrote a colorful portrayal of the life of a common soldier, Some of the Adventures, Dangers and Sufferings of a Revolutionary Soldier . In this excerpt, Plumb described the British surrender at Yorktown in October 1781.

Soon after landing we marched to Williamsburg, where we joined General Lafayette, and very soon after, our whole army arriving, we prepared to move down and pay our old acquaintance, the British, at Yorktown, a visit. I doubt not but their wish was not to have so many of us come at once as their accommodations were rather scanty. They thought, “The fewer the better cheer.” We thought, “The more the merrier.” We had come a long way to see them and were unwilling to be put off with excuses. We thought the present time quite as convenient, at least for us, as any future time could be, and we accordingly persisted, hoping that, as they pretended to be a very courtly people, they would have the politeness to come out and meet us, which would greatly shorten the time to be spent in the visit, and save themselves and us much labor and trouble, but they were too impolite at this time to do so.

We marched from Williamsburg the last of September. It was a warm day [the twenty-eighth]. When we had proceeded about halfway to Yorktown we halted and rested two or three hours. Being about to cook some victuals, I saw a fire which some of the Pennsylvania troops had kindled a short distance off. I went to get some fire while some of my messmates made other preparations, we having turned our rum and pepper cook adrift. I had taken off my coat and unbuttoned my waistcoat, it being (as I said before) very warm. My pocketbook, containing about five dollars in money and some other articles, in all about seven dollars, was in my waistcoat pocket. When I came among the strangers they appeared to be uncommonly complaisant, asking many questions, helping me to fire, and chatting very familiarly. I took my fire and returned, but it was not long before I perceived that those kindhearted helpers had helped themselves to my pocketbook and its whole contents. I felt mortally chagrined, but there was no plaster for my sore but patience, and my plaster of that, at this time, I am sure, was very small and very thinly spread, for it never covered the wound.

Here, or about this time, we had orders from the Commander in Chief that, in case the enemy should come out to meet us, we should exchange but one round with them and then decide the conflict with the bayonet, as they valued themselves at that instrument. The French forces could play their part at it, and the Americans were never backward at trying its virtue. The British, however, did not think fit at that time to give us an opportunity to soil our bayonets in their carcasses, but why they did not we could never conjecture we as much expected it as we expected to find them there.

We went on and soon arrived and encamped in their neighborhood, without let or molestation. Our Miners lay about a mile and a half from their works, in open view of them. Here again we encountered our old associate, Hunger. Affairs, as they respected provisions, &c., were not yet regulated. No eatable stores had arrived, nor could we expect they should until we knew what reception the enemy would give us. We were, therefore, compelled to try our hands at foraging again. We, that is, our corps of Miners, were encamped near a large wood. There was a plenty of shoats all about this wood, fat and plump, weighing, generally, from fifty to a hundred pounds apiece. We soon found some of them and as no owner appeared to be at hand and the hogs not understanding our inquiries (if we made any) sufficiently to inform us to whom they belonged, we made free with some of them to satisfy the calls of nature till we could be better supplied, if better we could be. Our officers countenanced us and that was all the permission we wanted, and many of us did not want even that.

We now began to make preparations for laying close siege to the enemy. We had holed him and nothing remained but to dig him out. Accordingly, after taking every precaution to prevent his escape, [we] settled our guards, provided fascines and gabions, made platforms for the batteries, to be laid down when needed, brought on our battering pieces, ammunition, &c. On the fifth of October we began to put our plans into execution.

One-third part of all the troops were put in requisition to be employed in opening the trenches. A third part of our Sappers and Miners were ordered out this night to assist the engineers in laying out the works. It was a very dark and rainy night. However, we repaired to the place and began by following the engineers and laying laths of pine wood end-to-end upon the line marked out by the officers for the trenches. We had not proceeded far in the business before the engineers ordered us to desist and remain where we were and be sure not to straggle a foot from the spot while they were absent from us. In a few minutes after their departure, there came a man alone to us, having on a surtout, as we conjectured, it being exceeding dark, and inquired for the engineers. We now began to be a little jealous for our safety, being alone and without arms, and within forty rods of the British trenches. The stranger inquired what troops we were, talked familiarly with us a few minutes, when, being informed which way the officers had gone, he went off in the same direction, after strictly charging us, in case we should be taken prisoners, not to discover to the enemy what troops we were. We were obliged to him for his kind advice, but we considered ourselves as standing in no great need of it, for we knew as well as he did that Sappers and Miners were allowed no quarters, at least, are entitled to none, by the laws of warfare, and of course should take care, if taken, and the enemy did not find us out, not to betray our own secret.

In a short time the engineers returned and the afore-mentioned stranger with them. They discoursed together some time when, by the officers often calling him “Your Excellency,” we discovered that it was General Washington. Had we dared, we might have cautioned him for exposing himself too carelessly to danger at such a time, and doubtless he would have taken it in good part if we had. But nothing ill happened to either him or ourselves.

It coming on to rain hard, we were ordered back to our tents, and nothing more was done that night. The next night, which was the sixth of October, the same men were ordered to the lines that had been there the night before. We this night completed laying out the works. The troops of the line were there ready with entrenching tools and began to entrench, after General Washington had struck a few blows with a pickax, a mere ceremony, that it might be said “General Washington with his own hands first broke ground at the siege of Yorktown.” The ground was sandy and soft, and the men employed that night eat no “idle bread” (and I question if they eat any other), so that by daylight they had covered themselves from danger from the enemy’s shot, who, it appeared, never mistrusted that we were so near them the whole night, their attention being directed to another quarter. There was upon the right of their works a marsh. Our people had sent to the western side of this marsh a detachment to make a number of fires, by which, and our men often passing before the fires, the British were led to imagine that we were about some secret mischief there, and consequently directed their whole fire to that quarter, while we were entrenching literally under their noses.

As soon as it was day they perceived their mistake and began to fire where they ought to have done sooner. They brought out a fieldpiece or two without their trenches, and discharged several shots at the men who were at work erecting a bomb battery, but their shot had no effect and they soon gave it over. They had a large bulldog and every time they fired he would follow their shots across our trenches. Our officers wished to catch him and oblige him to carry a message from them into the town to his masters, but he looked too formidable for any of us to encounter.

I do not remember, exactly, the number of days we were employed before we got our batteries in readiness to open upon the enemy, but think it was not more than two or three. The French, who were upon our left, had completed their batteries a few hours before us, but were not allowed to discharge their pieces till the American batteries were ready. Our commanding battery was on the near bank of the [York] river and contained ten heavy guns the next was a bomb battery of three large mortars and so on through the whole line. The whole number, American and French, was ninety-two cannon, mortars and howitzers. Our flagstaff was in the ten-gun battery, upon the right of the whole. I was in the trenches the day that the batteries were to be opened. All were upon the tiptoe of expectation and impatience to see the signal given to open the whole line of batteries, which was to be the hoisting of the American flag in the ten-gun battery. About noon the much-wished-for signal went up. I confess I felt a secret pride swell my heart when I saw the “star-spangled banner” waving majestically in the very faces of our implacable adversaries. It appeared like an omen of success to our enterprise, and so it proved in reality. A simultaneous discharge of all the guns in the line followed, the French troops accompanying it with “Huzza for the Americans!” It was said that the first shell sent from our batteries entered an elegant house formerly owned or occupied by the Secretary of State under the British government, and burned directly over a table surrounded by a large party of British officers at dinner, killing and wounding a number of them. This was a warm day to the British.

The siege was carried on warmly for several days, when most of the guns in the enemy’s works were silenced. We now began our second parallel, about halfway between our works and theirs. There were two strong redoubts held by the British, on their left. It was necessary for us to possess those redoubts before we could complete our trenches. One afternoon, I, with the rest of our corps that had been on duty in the trenches the night but one before, were ordered to the lines. I mistrusted something extraordinary, serious or comical, was going forward, but what I could not easily conjecture.

We arrived at the trenches a little before sunset. I saw several officers fixing bayonets on long staves. I then concluded we were about to make a general assault upon the enemy’s works, but before dark I was informed of the whole plan, which was to storm the redoubts, the one by the Americans and the other by the French. The Sappers and Miners were furnished with axes and were to proceed in front and cut a passage for the troops through the abatis, which are composed of the tops of trees, the small branches cut off with a slanting stroke which renders them as sharp as spikes. These trees are then laid at a small distance from the trench or ditch, pointing outwards, and the butts fastened to the ground in such a manner that they cannot be removed by those on the outside of them. It is almost impossible to get through them. Through these we were to cut a passage before we or the other assailants could enter.

At dark the detachment was formed and advanced beyond the trenches and lay down on the ground to await the signal for advancing to the attack, which was to be three shells from a certain battery near where we were lying. All the batteries in our line were silent, and we lay anxiously waiting for the signal. The two brilliant planets, Jupiter and Venus, were in close contact in the western hemisphere, the same direction that the signal was to be made in. When I happened to cast my eyes to that quarter, which was often, and I caught a glance of them, I was ready to spring on my feet, thinking they were the signal for starting. Our watchword was “Rochambeau,” the commander of the French forces' name, a good watchword, for being pronounced Ro-sham-bow , it sounded, when pronounced quick, like rush-on-boys .

We had not lain here long before the expected signal was given, for us and the French, who were to storm the other redoubt, by the three shells with their fiery trains mounting the air in quick succession. The word up, up, was then reiterated through the detachment. We immediately moved silently on toward the redoubt we were to attack, with unloaded muskets. Just as we arrived at the abatis, the enemy discovered us and directly opened a sharp fire upon us. We were now at a place where many of our large shells had burst in the ground, making holes sufficient to bury an ox in. The men, having their eyes fixed upon what was transacting before them, were every now and then falling into these holes. I thought the British were killing us off at a great rate. At length, one of the holes happening to pick me up, I found out the mystery of the huge slaughter.

As soon as the firing began, our people began to cry, “The fort’s our own!” and it was “Rush on boys.” The Sappers and Miners soon cleared a passage for the infantry, who entered it rapidly. Our Miners were ordered not to enter the fort, but there was no stopping them. “We will go,” said they. “Then go to the d 1,” said the commanding officer of our corps, “if you will.” I could not pass at the entrance we had made, it was so crowded. I therefore forced a passage at a place where I saw our shot had cut away some of the abatis several others entered at the same place. While passing, a man at my side received a ball in his head and fell under my feet, crying out bitterly. While crossing the trench, the enemy threw hand grenades (small shells) into it. They were so thick that I at first thought them cartridge papers on fire, but was soon undeceived by their cracking. As I mounted the breastwork, I met an old associate hitching himself down into the trench. I knew him by the light of the enemy’s musketry, it was so vivid. The fort was taken and all quiet in a very short time. Immediately after the firing ceased, I went out to see what had become of my wounded friend and the other that fell in the passage. They were both dead. In the heat of the action I saw a British soldier jump over the walls of the fort next the river and go down the bank, which was almost perpendicular and twenty or thirty feet high. When he came to the beach he made off for the town, and if he did not make good use of his legs I never saw a man that did.

All that were in the action of storming the redoubt were exempted from further duty that night. We laid down upon the ground and rested the remainder of the night as well as a constant discharge of grape and canister shot would permit us to do, while those who were on duty for the day completed the second parallel by including the captured redoubts within it. We returned to camp early in the morning, all safe and sound, except one of our lieutenants, who had received a slight wound on the top of the shoulder by a musket shot. Seven or eight men belonging to the infantry were killed, and a number wounded.

We were on duty in the trenches twenty-four hours, and forty-eight hours in camp. The invalids did the camp duty, and we had nothing else to do but to attend morning and evening roll calls and recreate ourselves as we pleased the rest of the time, till we were called upon to take our turns on duty in the trenches again. The greatest inconvenience we felt was the want of good water, there being none near our camp but nasty frog ponds where all the horses in the neighborhood were watered, and we were forced to wade through the water in the skirts of the ponds, thick with mud and filth, to get at water in any wise fit for use, and that full of frogs. All the springs about the country, although they looked well, tasted like copperas water or like water that had been standing in iron or copper vessels.

In the morning, while the relieves were coming into the trenches, I was sitting on the side of the trench, when some of the New York troops coming in, one of the sergeants stepped up to the breastwork to look about him. The enemy threw a small shell which fell upon the outside of the works the man turned his face to look at it. At that instant a shot from the enemy, which doubtless was aimed for him in particular as none others were in sight of them, passed just by his face without touching him at all. He fell dead into the trench. I put my hand on his forehead and found his skull was shattered all in pieces and the blood flowing from his nose and mouth, but not a particle of skin was broken. I never saw an instance like this among all the men I saw killed during the whole war.

After we had finished our second line of trenches there was but little firing on either side. After Lord Cornwallis had failed to get off, upon the seventeenth day of October (a rather unlucky day for the British) he requested a cessation of hostilities for, I think, twenty-four hours, when commissioners from both armies met at a house between the lines to agree upon articles of capitulation. We waited with anxiety the termination of the armistice and as the time drew nearer our anxiety increased. The time at length arrived — it passed, and all remained quiet. And now we concluded that we had obtained what we had taken so much pains for, for which we had encountered so many dangers, and had so anxiously wished. Before night we were informed that the British had surrendered and that the siege was ended.

The next day we were ordered to put ourselves in as good order as our circumstances would admit, to see (what was the completion of our present wishes) the British army march out and stack their arms. The trenches, where they crossed the road leading to the town, were leveled and all things put in order for this grand exhibition. After breakfast, on the nineteenth, we were marched onto the ground and paraded on the right-hand side of the road, and the French forces on the left. We waited two or three hours before the British made their appearance. They were not always so dilatory, but they were compelled at last, by necessity, to appear, all armed, with bayonets fixed, drums beating, and faces lengthening. They were led by General [Charles] O’Hara, with the American General Lincoln on his right, the Americans and French beating a march as they passed out between them. It was a noble sight to us, and the more so, as it seemed to promise a speedy conclusion to the contest. The British did not make so good an appearance as the German forces, but there was certainly some allowance to be made in their favor. The English felt their honor wounded, the Germans did not greatly care whose hands they were in. The British paid the Americans, seemingly, but little attention as they passed them, but they eyed the French with considerable malice depicted in their countenances. They marched to the place appointed and stacked their arms they then returned to the town in the same manner they had marched out, except being divested of their arms. After the prisoners were marched off into the country, our army separated, the French remaining where they then were and the Americans marching for the Hudson.

During the siege, we saw in the woods herds of Negroes which Lord Cornwallis (after he had inveigled them from their proprietors), in love and pity to them, had turned adrift, with no other recompense for their confidence in his humanity than the smallpox for their bounty and starvation and death for their wages. They might be seen scattered about in every direction, dead and dying, with pieces of ears of burnt Indian corn in the hands and mouths, even of those, that were dead. After the siege was ended, many of the owners of these deluded creatures came to our camp and engaged some of our men to take them up, generally offering a guinea a head for them. Some of our Sappers and Miners took up several of them that belonged to a Colonel Banister when he applied for them they refused to deliver them to him unless he would promise not to punish them. He said he had no intention of punishing them, that he did not blame them at all, the blame lay on Lord Cornwallis. I saw several of those miserable wretches delivered to their master they came before him under a very powerful fit of the ague. He told them that he gave them the free choice either to go with him or remain where they were, that he would not injure a hair of their heads if they returned with him to their duty. Had the poor souls received a reprieve at the gallows they could not have been more overjoyed than they appeared to be at what he promised them their ague fit soon left them. I had a share in one of them by assisting in taking him up the fortune I acquired was small, only one dollar. I received what was then called its equivalent in paper money, if money it might be called it amounted to twelve hundred (nominal) dollars, all of which I afterwards paid for one single quart of rum. To such a miserable state had all paper stuff called money depreciated.

Our corps of Sappers and Miners were now put on board vessels to be transported up the bay. I was on board a small schooner the captain of our company and twenty others of our men were in the same vessel. There was more than twenty tons of beef on board, salted in bulk in the hold. We were obliged to remain behind to deal out this beef in small quantities to the troops that remained here. I remained part of the time on board and part on shore for eighteen days after all the American troops were gone to the northward, and none remaining but the French. It now began to grow cold, and there were two or three cold rainstorms. We suffered exceedingly while we were compelled to stay on shore, having no tents nor any kind of fuel, the houses in the town being all occupied by the French troops.

Our captain at length became tired of this business and determined to go on after the other troops at all events. We accordingly left Yorktown and set our faces towards the Highlands of New York.

Source: Joseph Plumb Martin, A narrative of some of the adventures, dangers and sufferings of a revolutionary soldier interspersed with anecdotes of incidents that occurred within his own observation (Hallowell, ME.: Glazier, Masters & Co., 1830), 165󈞷.

List of site sources >>>


Videoyu izle: JOSEPH MARTIN vs PHILIPO HOKOLOLO (Ocak 2022).