Tarih Podcast'leri

Paul Levi: Biyografi

Paul Levi: Biyografi


We are searching data for your request:

Forums and discussions:
Manuals and reference books:
Data from registers:
Wait the end of the search in all databases.
Upon completion, a link will appear to access the found materials.

Paul Levi, 11 Mart 1883'te Hechingen'de doğdu. Avukatlık eğitimi aldıktan sonra 1906'da Sosyal Demokrat Parti'ye (SDP) katıldı. O sırada SDP derinden üç gruba ayrılmıştı. Sağın lideri Eduard Bernstein, Karl Marx'ın kapitalizmin gelişimi hakkında yaptığı tahminlerin gerçekleşmediğini savunduğu bir dizi makale yayınlamıştı. İşçilerin gerçek ücretlerinin arttığına ve ezilen proletarya ile kapitalist arasındaki sınıf kutuplaşmasının gerçekleşmediğine dikkat çekti. Sermaye de daha az elde yoğunlaşmamıştı.

Parti başkanı August Bebel bir Marksist olarak kaldı, ancak sosyalizmin en iyi parlamenter sistem yoluyla elde edilebileceğine inanıyordu. Paul Frölich şunları savundu: "SPD üç açık eğilime bölündü: giderek egemen sınıfın emperyalist politikasını benimseme eğiliminde olan reformistler; geleneksel politikayı sürdürdüğünü iddia eden, ancak gerçekte daha yakın ve daha yakın olan Marksist Merkez. Bernstein'ın konumuna daha yakın ve genellikle Sol Radikaller (Linksradikale) olarak adlandırılan devrimci kanat." Levi, Sol Radikallerin bir üyesi oldu. Rosa Luxemburg'un başkanlığında Clara Zetkin, Karl Liebknecht, Franz Mehring, Karl Radek ve Anton Pannekoek vardı.

1906'da Luxemburg, devrim üzerine düşüncelerini yayınladı. Kitle Grevi, Siyasi Parti ve Sendikalar. Genel grevin işçileri radikalleştirme ve sosyalist bir devrim yaratma gücüne sahip olduğunu savundu. "Kitle grevi, proletaryanın her büyük devrimci mücadelesinin ilk doğal, dürtüsel biçimidir ve sermaye ile emek arasındaki karşıtlık ne kadar gelişmişse, kitle grevleri o kadar etkili ve belirleyici hale gelmelidir. Önceki burjuva devrimlerinin başlıca biçimi, barikatlardaki mücadele, devletin silahlı gücüyle açık çatışma, bugün devrimde yalnızca doruk noktasıdır, proleter kitle mücadelesi sürecinde yalnızca bir an."

Bu görüşler August Bebel ve diğer parti liderleri tarafından iyi karşılanmadı. Clara Zetkin'e yazdığı bir mektupta şunları yazdı: "Durum basitçe şudur: August Bebel ve daha da fazlası diğerleri kendilerini tamamen parlamentarizm adına ve parlamenter mücadelelere harcadılar. Ne zaman parlamentarizmin sınırlarını aşan bir şey olursa, onlar kendilerini tamamen parlamentarizm adına harcadılar. tamamen umutsuzlar - hayır, daha da kötüsü, her şeyi yeniden parlamenter kalıba sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve bu sınırların ötesine geçmek isteyen herkese öfkeyle halk düşmanı olarak saldıracaklar."

Levi, Luxemburg'un fikirlerine ikna oldu ve onun avukatı oldu. Levi aynı zamanda SDP'nin anti-militarist kesiminde de önde gelen bir isimdi. 1907'de Karl Liebknecht, Militarizm ve Anti-Militarizm'i yayınladı. Kitapta şunları savundu: "Militarizm, kapitalizme özgü değildir. Üstelik, kapitalist sistemin sonuncusu olduğu, sınıflara bölünmüş her toplumsal düzende normal ve gereklidir. Kapitalizm, elbette, diğer tüm sınıflara bölünmüş toplumsal düzen gibi. Militarizm, kendi özel militarizm çeşidini geliştirir; çünkü militarizm, özü gereği, söz konusu toplumsal düzenin türüne göre farklılık gösteren ve bu farklılığa göre farklı yollarla elde edilebilen bir amaca veya birkaç amaca yönelik bir araçtır. Bu, yalnızca askeri örgütlenmede değil, aynı zamanda görevlerini yerine getirirken kendini gösteren militarizmin diğer özelliklerinde de ortaya çıkar. halk üzerine kuruludur, bir halk ordusu değil, halka düşman bir ordudur ya da en azından o yönde inşa edilen bir ordudur."

Liebknecht, Almanya'nın Birinci Dünya Savaşı'na katılımına karşı oy veren Reichstag'ın tek üyesiydi. "Katılan halkların hiçbirinin istemediği bu savaş, Almanların ya da başka herhangi bir halkın yararına başlatılmadı. Bu, emperyalist bir savaş, dünya pazarlarının kapitalist egemenliği ve siyasi egemenlik için bir savaştır. silahlanma yarışından doğan, Alman ve Avusturya savaş tarafları tarafından yarı mutlakiyetçiliğin ve gizli diplomasinin karanlığında kışkırtılan önleyici bir savaştır."

Levi, Karl Liebknecht ile anlaştı, ancak Alman Ordusuna alındı. Ancak, 1916'da sürgünde Vladimir Lenin ve Karl Radek'e katıldığı İsviçre'ye kaçmayı başarmıştı. Daha sonra Almanya'ya döndü ve burada Liebknecht, Rosa Luxemburg, Leo Jogiches, Ernest Meyer, Franz Mehring ve Clara Zetkin ile güçlerini birleştirip Spartakusbund (Spartacus Ligi) adlı bir yeraltı siyasi örgütü kurdu. Spartacus Ligi, görüşlerini yasadışı gazetesi Spartacus Letters'da yayınladı. Liebknecht, Rusya'daki Bolşevikler gibi, sosyalistlerin bu milliyetçi çatışmayı devrimci bir savaşa dönüştürmesi gerektiğini tartışmaya başladı.

1918'de Levi, Alman Komünist Partisi'nin (KPD) kurulmasına yardım etti. Ocak 1919'da Spartakist Ayaklanması'na karşı çıktı ve Rosa Luxemburg, Leo Jogiches ve Karl Liebknecht'in idamlarından sonra KPD'nin lideri oldu. Sosyalizme ılımlı yaklaşımı partinin büyüklüğünü artırdı. Levi, 1920'de Moskova'daki Komünist Enternasyonal'in 2. Dünya Kongresi'ne katılan Alman heyetine başkanlık etti.

Levi, Rosa Luxemburg'un teorilerinin bir destekçisi olarak kaldı ve bu onu Vladimir Lenin ve Leon Troçki ile çatışmaya soktu. Özellikle Yolumuz: Darbeciliğe Karşı'nın yayınlanmasından rahatsız oldular. 1921'de Levi, politika farklılıkları nedeniyle KPD başkanlığından istifa etti. O yılın ilerleyen saatlerinde Lenin ve Troçki, partiden ihraç edilmesini talep ettiler. Ertesi yıl Luxemburg'un kitabını düzenledi. Rus Devrimi yayınlanacak.

1922'de Levi, Bağımsız Sosyalist Parti'de aktif oldu. Ancak, sonunda Sosyal Demokrat Parti'ye tekrar katıldı. Yahudi kökleri nedeniyle basında nefret dolu bir Yahudi aleyhtarı kampanyanın hedefi oldu. Buna sol yayınlarda Adolf Hitler, Ernst Roehm, Alfred Rosenberg ve Wilhelm Frick gibi önde gelen Nazilere saldırarak yanıt verdi.

Paul Levi, 9 Şubat 1930'da Berlin'deki dairesinin penceresinden düşerek öldü.


Paul Levi : Biyografi - Tarih

Paul Levi'nin Trajedisi: Komünizm ile Sosyal Demokrasi Arasında Bir Alman Devrimcisi

Kaynak : Yeni Müdahaleler, Cilt 13, sayı 4, Yaz 2011, Mike Jones tarafından tercüme edilmiştir. Ütopya yaratıcı (Berlin), no 105, Mart 2006. Marksist İnternet Arşivi için Paul Flewers tarafından hazırlanmıştır.

Çevresindeki nefret ve sevgi fırtınalarından, karakter imajı tarihte dalgalanıyor. – Schiller, Wallenstein

Komünistler ona dönek diyerek haksızlık yapıyorlar, Sosyal Demokratlar da ona mühtedi diyerek haksızlık ediyor. Rosa Luxemburg okulunun uluslararası devrimci bir Sosyalistiydi, bunu asla inkar etmedi. – Carl von Ossietzky

Paul Levi, küçük Marksist araştırmaların nesnesi olarak uzun süre görmezden gelindi, neredeyse unutuldu. Son zamanlarda bu büyük devrimciye karşı bir kez daha sıcak bir ilgi ortaya çıktı. Ancak şimdi cepheler tersine döndü ve Alman işçi hareketinin iki ana akımı ona sahip çıkmak istiyor. Burada, öznelliğimin tamamen farkında olmama rağmen, onun hakkını daha iyi verecek başka bir portre çizmeye çalışacağım.

Levi ve Alman Komünist Partisi

Paul Levi ve 1921 yılına kadar tartışmasız başkanı olduğu Alman Komünist Partisi (KPD) etrafındaki tartışmalar o yılın Mart Eylemi ile başlar. August Thalheimer, ‘Theory of the Taarruz’ ile başarısız Mart Eyleminin gerekçesi olması gereken teorik bir hata yaptı. Levi's'in teoriyi alenen reddetmesi, tehlikeli bir zamanda disiplin ihlali ve dayanışmadan vazgeçme olarak değerlendirildi. Onu içinde Lenin'in anıları, Clara Zetkin, Lenin'in zekice belirttiği gibi kaybedecek fazla başı olmayan Komünist harekette tutmak için Lenin'le nasıl tartıştığını anlatıyor. [1] KPD'nin Zentralausschuss'u, sadece iki karşı oyla onu kovdu: Clara Zetkin ve Hans Tittel. Her ikisi de KPD'de kalırken, bazı önemli yetkililer – Ernst Duumig, Otto Brass, Adolph Hoffmann – Kommunistische Arbeitsgemeinschaft'ı (KAG – Komünist Çalışma Grubu) kurmak için ona katıldı ve kısa süre sonra kendi yayınlarını yayınladılar. günlük, Unser Weg.

Stratejik hata – Thalheimer’'nin ‘Saldırı Teorisi’’ –'i Moskova'da Lenin ile yapılan yoğun bir tartışmada eleştirildi ve düzeltildi. (Almanca yazılmış) dikkate değer bir mektupta, Lenin ertesi gün kabalığı için özür diledi. Thalheimer, Levi’'nin KPD için başarılarını değerlendirdi. Ezber Fahne: ‘. eski bir silah arkadaşı. çok zor günleri birlikte atlattık. Denize düşen bir adam söz konusu olduğunda hiçbirimiz sevinemeyiz. Partinin kendisini ayırdığı çok yönlü, yüksek ve parlak yeteneklerin lideriydi.

'Saldırı Teorisi' ve Levi's'in sınır dışı edilmesi, siyasi olarak çok yakından bağlantılı oldukları için yalnızca tarihsel bağlamda açıklanabilir. İnanç disiplininin uzun süredir devam eden tutumlarıyla ilgiliydi ve paralel çıkarlar vardı: Sovyetler Birliği'ndeki ve Almanya'daki komünistler her ikisi de bir devrim istiyorlardı. Moskova'nın 'Türkistanlılar' olarak adlandırdığı temsilcilerinin – – – olduğu KPD'nin egemenliğine ilişkin görüşleri, diğer KPD liderleri tarafından da paylaşıldı. [2]

Sosyal Demokrat Parti'ye dönüş

Kısa bir süre sonra Levi ve KAG'daki arkadaşları 1920 sonbaharında sol kanadı KPD ile birleşen Bağımsız Sosyal Demokrat Parti'ye (USPD) katıldı. 1922'de Nürnberg Kongresi'nde Bağımsızların neredeyse tamamı Sosyal Demokrat Parti'ye girdi. Parti (SPD): Levi, Noske, Ebert & Co.'nun partisinde kendini mutlu hissetmemiş olabilir. Adımını ‘işçi sınıfının Sosyal Demokrat Parti'yi partisi olarak görüyor’ diyerek açıkladı. Bu süre zarfında SPD'nin liderliği aynı kaldığından, kaynaşma bu nedenle eşit ortakların birleşmesi değildi ve koşulsuz olarak devam etti, Levi'nin başından beri şüpheleri olmuş olabilir. Dünya Savaşı'nda bıraktığı gibi partiye radikal solun temsilcisi olarak döndüğünü belirtti. Ama kimse aynı nehre iki kez giremez. SPD liderliği, 1914'ten beri bilinen bir niceliğe dönüşmüştü. Parti makinesi ona bir yabancı gibi davrandı ve bunu açıkça hissetmesine izin verdi. Chemnitz-Zwickau'nun solcu seçim bölgesi, parti makinesinin isteklerine aykırı olarak onu Reichstag'a aday gösterdi. Başarılı oldu ve ölümüne kadar Reichstag milletvekili olarak kaldı.

KPD'den ihraç edildikten sonra Levi, Lüksemburg'un diğer öğrencilerini öfkelendiren bir şey yaptı. 1918'de Luxemburg'u Rus Devrimi eleştirisini yayınlamaktan caydırmıştı. Şimdi makaleyi yayınladı ve tabiri caizse KPD'ye karşı kullandı. Luxemburg'un eleştirisinin bugün hala geçerli olan önemli noktaları, onun tüm taraftarları tarafından paylaşıldı, [3] ancak neredeyse hepsi, bir düşman dünyasına karşı savaşırken Bolşevikleri alenen eleştirmenin kabul edilemez olduğunu düşündüler. günümüzde pek rastlanmayan tutum.

Levi's'in SPD'ye zor geçişine ilişkin açıklaması, onun gururlu örgütleriyle Alman işçi sınıfında çok sık ortaya çıkan klişe çizgisinde düşündüğünü ortaya koyuyor: Birlik güç verir. Ancak SPD'nin politikaları sınıf bilincine sahip değildi ve Levi's'in şimdi bunlara yönelik sürekli eleştirileri etkisiz kaldı. Ve birlik ancak doğru bir politika ile güç verir.

Aparatçiklerin tahakküm altına aldığı ve manipüle ettiği parti kongrelerinde Levi tecrit edildi. SPD, 1923'ün sonlarına kadar birçok tartışmanın yapıldığı KPD'den daha demokratik değildi. Reichstag'da grup liderliği, milletvekillerinin konuşmak için ne kadar zamanları olduğunu belirlediğinden, genellikle onun konuşmasını engelliyordu. 1922'de Nürnberg'de yapılan ‘Birleşme Kongresi’ hakkında şunları söyledi:

Duruşmalar biraz ahşaptı, buz gibiydi, atmosfer düşmancaydı. Muhalefet, fikirlerini ancak tartışmalara yapılan katkılarda kopuk bir şekilde ifade edebildi ve ‘muhalefet’'ten biri delegelerin büyük bir bölümünü konuştuğunda, hepsinin – taşlı maskesine sahip olduğunu söylemiyoruz. Yüzlerinde Büyük Engizisyoncu. Neredeyse bir pogrom atmosferine benziyor. Ve bununla karşılaştırıldığında, parti liderliğinin konuşmacıları bol bol konuşma fırsatı buldular: raporlarda, daimi emirlerde kararlaştırılan sürenin iki katı kadar, özetlemede de istedikleri sürece. Ve entelektüel olarak hepsi aynı kumaştan kesildi.

Birçok önemli soruda eleştirisini sürdürdü. Örneğin, partinin iç durumuyla ilgili durum buydu. Gazetesinde ‘parti demokrasisini hiçe sayma’, ‘fikir özgürlüğünü ihlal eden bir parti yönetimini yöneten klik’, ‘manipüle edilmiş, sansürlenmiş seçim listeleri’, ‘parti polisi’. Bu yüzden eleştirisini mektup yazarlarının ağzından sunmak zorunda kaldı. Belli ki daha sonra bu tür sesleri yayınlamaktan alıkonuldu.

SPD'nin koalisyon politikasına tamamen Lüksemburg anlamında karşı çıktı:

Mevcut ve beklenen koalisyonların, varlıkları genellikle bize açıklanan kendi bilançoları vardır. Olumlu bir sunumda bile yeterince yetersizler. Ancak sol tarafta hem açık hem de gizli girişler var. Gizli girişler, hiçbir zaman meyve vermeyen samimi girişlerde ifade edilen umutların terk edilmesini temsil eder. Koalisyonları ve koalisyonların beklentilerini bu açıdan gözden geçirmenin zamanı çok yakında gelecek.

Burada da hâlâ Lüksemburg'un öğrencisiydi. Bu açıklama, günümüzün ‘kızıl-yeşil’ koalisyonunun ne kırmızı ne de yeşil olan, sadece kapitalizm yanlısı neo-liberal sermaye saldırısı ile ne kadar alakalı. [4]

Sağcıları Ortaya Çıkarmak

Federal Başkan Friedrich Ebert, yasal SPD'nin KPD koalisyon hükümetlerini devirmek için Reichswehr'i Saksonya ve Thüringen'e gönderirken, Levi'nin 1923 Federal İnfazına yönelik eleştirisi daha da keskindi. Aynı zamanda Münih'teki [5] karşı-devrimci darbeyle ilgili hiçbir şey olmadı:

Son haftalarda yıkılan, aylarca, hatta belki de yıllarca yeniden inşa edilemeyecek. Ve en kötüsü, gericiliğe karşı açık mücadelede hiçbir şeyin kaybedilmemesi, cumhuriyetten ve onun kırmızı kalbi olan işçi sınıfından, işçi sınıfı kendini savunmadan koparılmasıdır. Cumhuriyet kendine karşı sürekli darbeler yapıyor, şimdi de Saksonya'da kendisine karşı görkemli darbeyi gerçekleştirdi. Yakında Thüringen'de yapacak.

Almanya'da karşı-devrim, onun adına başkaları tarafından halledilen, parmaklarını kirletmesine bile gerek olmayan plana göre gelişiyor. Gücünü artırmasına bile gerek yok çünkü cumhuriyet, her gün binlerce taraftarının bu olaylar karşısında öfke, acı ve tiksintiyle kendisini terk ettiğini görüyor ve kayıtsız ve kayıtsız hale geliyorlar. Dolayısıyla tepki, cumhuriyetin kendisini kınadığı, birbiri ardına intihar ettiği harakiri yaptığı ölçüde büyüyor.

Dahası, cumhuriyet çocuklarını öldürüyor, çaresizlik içinde onların batmalarına izin veriyor veya Sakson işçileri gibi, ülkenin tek düşmanı aç proleterlermiş gibi vurulmalarına izin veriyor: Cumartesi günü tam Freiberg'de 23 ölü , 30'un üzerinde ağır yaralı hastanelerde acıyla inliyor. yüzünden acı çeken herkes Bugün nasılsın liderlik, daha iyi günlerin özlemiyle umutsuzluğa kapılan proleterler, kasıtlı bir eylem sonucu ölü, vurulmuş veya sakatlanmış. Ve hiçbir yas, hatta can çekişen bir protesto bile, can çekişiyormuş gibi görünen, hatta geleceğinden umutsuzluğa kapılan ve dolayısıyla bir deli gibi, korkunç işleriyle halkın önünde övünmeye devam eden bu ülkede. Alman hukuku sadece 'ulusal düşman' Alman kanı döktüğünde mi ihlal edilir, Almanlar Fransızlar tarafından vurulursa sadece bir yas günü mü olur? Almanlar Essen'de Ruhr'da Fransızların elinde ölürken sadece parlamenter tezahürler ve çan sesleri mi var? Alman eyleminin neden olduğu Sakson işçilerinin döktüğü kan, Fransız eyleminin bir sonucu olarak Rheinland'da Hayırlı Cuma günü dökülen kandan daha mı az değerli? Beceriksizlik ve sinizm, Stresemann'ın şansölyeliği tarafından kutsanmış bu cumhuriyetin özellikleridir.

Saksonya'da yaşananların sadece bir emsali var: Savaş sırasında Belçika. Dünya Savaşı'nda düşmanı yenmeyi ve Ruhr'da Poincar'ı yenmeyi başaramadık mı: Zaferi olmalı ve eğer öyleyse, bu Sakson proletaryasına karşı kanlı bir zaferdir. Ancak bu cumhuriyet, tıpkı imparatorluk Almanya'sının Dünya Savaşı'ndaki ‘zaferleri’ ile öldüğü gibi, bu zaferle birlikte ölecektir.

Levi, sözde aşırı sağcılığa karşı kullanılması gereken 1922'den itibaren cumhuriyetin korunmasına ilişkin yasanın yalancı formülü altında burjuva demokrasisinin dağıtılmasını dikkatle izledi. Bununla birlikte, devlet aygıtı, özellikle hukuk sektörü 1918'den sonra tasfiye edilmediğinden, her şey cumhuriyet düşmanının sağda olduğunu göstermesine rağmen, haklı olarak yasanın esas olarak sola karşı uygulanacağını varsayıyordu:

Bu adli maskaralığın sadece mahkeme içinde değil, dışarıda da oynandığı, öğrencilerin Eisner'ın [7] katili ve Bavyera hükümeti adına gösteri yaptığı Arco davası[6] vesilesiyle adli komediyi hatırlıyorum. şenlikli bir ruhla, Eisner'ın katilini affetti. Cinayet zihniyetinin xiulian uygulaması, yetkililerin xiulian uygulaması haline geldi. [Komünistlerden haykırış: Ve Pıhner [8] yeniden yargıç olarak geri döndü!] Evet, Pıhner yine yargıç, yıllarca sükunetle katlanılan aynı Pıhner, Münih'te, aynı yerde, aynı yerde. Erzberger'in katilinin gönderildiği, Arco'nun şiirlerde, kartpostallarda, duvarlarda ve sütunlarda afişlerde nasıl ulusal kahraman olarak anıldığı.Bay von Pöhner hiçbir şey görmek istemedi ve hiçbir şey görmedi.

Bu bağlamda, bugün burada temsil edilmeyen federal hükümetle ilgili bir soru daha sormak istiyorum. Orada işler nasıl duruyor? Erzberger'in [9] öldürülmesiyle bağlantılı adli kovuşturmanın yüzeysel görünümü, hâlâ burada bir şeyin güvenli olmadığı izlenimini veriyor. Bildiğim kadarıyla Baden yetkilileri 2 Eylül'de olduğunu sanıyorum sabah saat 11'de Münih'e geldiler ve saat sekizde katiller karakola getirildi.

Bu nedenle federal hükümetin, dikkatlerini burada bir yanda katiller ve ortakları ile diğer yanda Münih'te haberdar edilmiş bazı çevreler arasında kuşkusuz bir bağlantının var olduğu noktasına yöneltip yöneltmediği sorusuna yanıt vermesini istiyorum. Baden yetkililerinin gelişiyle ilgili olarak, ya da daha doğrusu, bu konuda bilgilendirilen tek yer, Bay Pöhner'in liderliğindeki Münih polis merkeziydi. [Komünistlerden çok doğru.]

Şimdi, inandığım gibi, katiller ve geldikleri çevre ile Alman cumhuriyetinin yapısı ve dış organizasyonu arasında derin ve içsel ilişkilerin var olduğunu gösterdiğim yerde, o zaman gerçekten de tilkiyi, kazlar, şimdi bu cumhuriyetin savunması için, bir kez daha Alman resmi makamlarına ve şimdiye kadar bilerek veya bilmeyerek uygulanan cumhuriyetin yasalarına başvurduğunda, bu oldukça belirsiz olabilir – cinayeti işleyen ünlü kişilerin suç ortakları.

Levi'nin sınıf temelli adalete yönelik eleştirisi, Reichstag'da Almanya'da cinayeti el üstünde tutan ve koruyan Alman adaletinin ahlaki yozlaşmasını kınadığında sertti. Levi, siyasi öngörüsüyle SPD'nin, burjuva cumhuriyetin köklerine balta çeken ve tesadüfen de olsa faşistlerin demagojisine yataklık eden Komünistlere yönelik politikaları nedeniyle oluşturduğu tehlikeyi gördü:

Savaş ve savaş sonrası olaylar tarafından toplumsal yapının derin sarsıntısı, bundan etkilenenlerin bilincine ancak şimdi giriyor. Bu cumhuriyete inanmıyorlar. Onlara göre cumhuriyet, çektikleri ıstırabın nedeni ile hemen hemen aynıdır. Ve sefaleti tamamlamak için bu cumhuriyet, sosyalizmle o kadar özdeşleştirilmiştir ki, bize uzak ve düşman olan kitlelerin bize yönelmesi gerektiği gün, sosyalizm onları cezbetmekten acizdir. onlara güven vermiyor, umut vermiyor ve mutluluk vaat etmiyor. Umutsuzluğa kapılmış ve ancak son zamanlarda mirastan mahrum bırakılmış bu geniş tabaka, Kapp'ın sahip olmadığı Hitler'in adını taşıyan darbenin toplanma konumunu sağlayan toplumsal temeldir.

Luxemburg ve Liebknecht'in katillerine karşı mücadele, Levi's'in ana kaygılarından biri olmaya devam etti ve Reichstag'da ve Leipzig yüksek mahkemesi önünde konuyu defalarca açıkladı. Hedeflerinden biri, başından beri katilleri koruyan, yardım eden, yataklık eden ve serbest bırakan yüksek mahkeme yargıcı Paul Jorns'du. İkincisine karşı, Albert Einstein tarafından tebrik edildiği ahlaki bir zafer kazandı:

Sevgili Paul Levi. Desteksiz, izole bir insanın adalet ve zeka sevgisiyle atmosferi nasıl temizlediğini görmek, Zola'ya harika bir kolye. Aramızdaki en iyi Yahudilerde hala Eski Ahit'in sosyal adaletinden bir şeyler yaşıyor.

Levi ve Sovyetler Birliği

Levi's'in Sovyetler Birliği'ne yönelik eleştirisi, Sovyetler Birliği'ne sempati duysa da, SPD'nin basınına hakim olan anti-komünizmden hem biçim hem de içerik olarak farklı olan sorunlarını anlama konusundaki iyi niyeti tarafından yönlendirildi. -ve-dosya düzeyi. Eleştirisi giderek keskinleşti ve örneğin 1924'te Sovyetler Birliği'nin emperyalist bir yönelimi benimsemesi sorununu gündeme getirdiğinde kesinlikle yanılıyordu:

Bir şey kesin. Ülkenin güçlü ekonomik enerjileri bir kez geliştiğinde, sakinlerinin milliyetçiliğine meşru bir temel verecek ve ardından Avrupa ve dünya için emperyalizmin kanlı bir dönemi başlayacak.

Bu eleştiri, Stalin döneminin başlangıcında zaten sunulmuştu, ancak şu anda Sovyet dış politikasının tamamen savunmacı olduğuna ve hiçbir şekilde emperyalist karaktere sahip olmadığına şüphe yok. (Ayrıca daha sonraki dönemlerle ilgili olarak, ‘emperyalizm’'nin nitelendirilmesi nesnel olarak yanlış görünmektedir.) Uli Schöler'in gösterdiği gibi, Levi’'nin Sovyetler Birliği'ne karşı tutumunun zaman içinde değiştiği kuşkusuz doğrudur. [10]

Levi, tıpkı Lenin'in tarım politikasını reddettiği gibi, Yeni Ekonomik Politika'yı da reddetti. Tarım sorununun ayrıntılı bir tartışması ve onun hem devrimde hem de sosyalist bir toplumun inşasındaki önemi burada yersizdir. Yine de, bana öyle geliyor ki, 1920'lerin ortalarında henüz sosyalist inşa alanında hiçbir deneyim olmamasına ve bu nedenle hiçbir karşılaştırma yapılamamasına rağmen, Rusya'nın ekonomik sorunlarını yanlış anladığı fark edilebilir. Buharin'in ve daha sonra Troçki'nin, ticaret hadleri üzerinden çok yüksek bir ‘haraç’ zorlayarak köylülükten fahiş bir talep hakkında uyarıları bana mantıklı görünüyor. Öte yandan Preobrazhensky'nin tarım sektöründen sanayinin inşasına yönelik yüksek katkı talebi yanlıştı.

Levi, enerjisini şiddetle Alman yeniden silahlanmasına yöneltti, bu nedenle 1931'de SPD içinde bir bölünme meydana geldi. Levi kesinlikle Sosyalist İşçi Partisi'nin (SAP) uygun lideri olurdu. [11]

Levi's Eleştirmenleri

Levi, SPD'nin güçlüleri arasında sevilmeyen kaldı. Hâlâ bir KPD yetkilisiyken de böyle olmuştu. Sözler o sırada şöyle yazmıştı: "Belli bir Levi ve ikisi de mengenede ya da atölyede durmayan, ağzı yüksek sesle Rosa Luxemburg, bizim ve babalarımızın fethettiği her şeyi mahvetmeye yakın."

Bu düşmanlık, Levi SPD'ye döndüğünde değişmeden kaldı. Schler'in Levi ve Luxemburg'un Lenin ile arasındaki farkları bir antitez olarak yorumlama girişimi, bu nedenle bana tarihsel olarak dürüst olmayan bir yaklaşım gibi görünüyor. 1930'da Thalheimer, Luxemburg ile Lenin arasındaki ayrımı oldukça farklı bir şekilde tanımladı. Amaçlarının aynı olduğuna inanıyordu 'Rus devriminin savunulması, Almanya'da bir devrim', ancak faaliyet gösterdikleri hareketler ve siyasi faaliyetlerinin koşulları farklı olduğundan, yöntemleri ve örgütsel ilkeleri farklı olmak zorundaydı. tamamen farklı. Bolşevikler bir tarım ülkesinde şiddetli bir yasadışılık içinde faaliyet gösteriyorlardı, bu nedenle örgütleri yasadışıydı ve zulüm görüyordu ve bu nedenle profesyonel devrimcilere ihtiyaç duyuyorlardı. Rosa Luxemburg, artık okuma yazma bilmeyen ve resmi olarak demokratik, yasal örgütlere sahip, güçlü, büyüyen bir endüstriyel işçi sınıfına sahip bir ülke olan Almanya'da faaliyet gösteriyordu. Sert, sürekli sınıf mücadelesi, bu yasallık için şiddetle mücadele edilmesi gerekse bile, çoğunlukla yasal biçimlerde yürütüldü. Rus proletaryası hala bir sınıftı. kendi içinde, Statu nascendi'de Alman, öte yandan, zaten bir sınıftı kendisi içinoto-didaktik işçi liderleri tarafından eğitilmiş, tornacı August Bebel, baca temizleyicisi Friedrich Westmeyer, duvar ustası Heinrich Brandler, metal işçisi Jacob Walcher, bunlardan sadece birkaçı. [13]

Levi'nin 9 Şubat 1930'daki ölümünün ardından Reichstag'da utanç verici bir sahne yaşandı. Alman gericiliğinin cesur rakibi Paul Levi'yi onurlandırdığı için, NSDAP milletvekillerinin anma konuşmaları sırasında geri çekilmesi anlaşılabilir bir durumdur. Ama KPD milletvekilleri de aynısını yaptı. Birçok ölüm ilanı onun hakkını verdi. Albert Einstein şöyle yazdı: "Hayat yolculuğumda karşılaştığım en dürüst, en esprili ve en cesur insanlardan biriydi. Adalet için doyumsuz bir gerekliliğin içsel zorlamasından doğal olarak hareket edenlerden biri.

Çok insancıl bir ölüm ilanında Gegen den Strom, Thalheimer dedi ki:

Kendisiyle ilk olarak 1918 yazında tanıştım. Kasım ayı hazırlıklarına önemli ölçüde dahil oldu. O parlak bir katkı oldu Ezber Fahne Rosa Luxemburg'un editoryal kontrolü altında. Aynı zamanda kitlesel toplantılarda halka açık bir konuşmacı olarak ortaya çıktı. Rosa ve Karl'ın ölümünün ardından partinin asıl lideri oldu. Lenin'in açıkça ilan ettiği gibi, 1921 Mart Eylemi eleştirisinde yüzde 90 haklıysa, organize, disiplinli, sabırlı adımlarla kolayca galip gelebilseydi, tam tersi şekilde hareket ederek her şeyi mahvederdi. . Levi'nin bir zamanlar ait olduğu komünizmin, Paul Levi'yi ölümünden sonra suçlamak için hiçbir nedeni yok. İşçi sınıfı, Komünizme hizmet ettiği parlak geçmişi daha sonraki dönemlerden net ve tarafsız bir şekilde ayırabilir. [14]

Daha önce devrimciler arasında alışılagelmiş ve normal olan ton ve tavır buydu.

August'un kız kardeşi ve Spartakusbund'un kurucu ortağı Bertha Thalheimer, ölüm ilanında o kadar da arkadaş canlısı değildi. Mart Eylemi'ne yönelik eleştirisinde gerçekten haklı olduğunu kabul etti, ancak eleştirisinin doğruluğu kabul edilmiş olmasına rağmen, sınır dışı edilmesinin tarihsel adaletsizliğine, eylemin inşası yararına müsamaha göstermesi gerektiğini düşündü. Komünist Parti ve Enternasyonal’. [15] Belki de bu ölüm ilanı, zorlu mücadelelerine devam etmeleri için onları teşvik etmek için KPD-O'daki kendi yoldaşlarına yönelikti. 1928'de, her iki Thalheimer da farklı davrandı, ancak 1928'deki KPD'nin durumu muhtemelen 1921'den tamamen farklıydı: eleştirmenler artık duyulmayı bile umamıyorlardı. Tartışmaların zamanı sona ermişti: Stalin'in genel çizgisinden artık şüphe edilmemelidir.

Bu durum, Doğu Almanya Sosyalist Birlik Partisi'nin nihayet Paul Levi'yi onurlandırdığı 1983'ün sonuna kadar sürdü. Politbüro üyesi Horst Sindermann, KPD'nin altmış beşinci kuruluş yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bir şenlik düzenlemesinde şunları söyledi:

Alman işçi hareketinin Rosa Luxemburg ve Wilhelm Pieck, Hermann Duncker ve Kéte Duncker, Hugo Eberlein ve Paul Frlich, Leo Jogiches ve Ernst Meyer, August Thalheimer, Paul Levi ve Paul Lange gibi önde gelen savaşçıları kuruluş kongresi].

Amansız polemikler başlamadan önce, Lenin, Clara Zetkin'le yaptığı bir konuşmada Levi hakkında olağanüstü bir takdirle kendini ifade etti: "Paul Levi'ye ne kadar değer verdiğimi biliyorsun. Onu İsviçre'de tanıdım ve onun için umutlar besledim. En kötü zulmün yaşandığı dönemde kendini kanıtlamış, cesur, bilge ve özveriliydi.' [16]

‘Profesyonel Devrimci’'ye Karşı

Sonuç olarak, Paul Levi hakkında bazı genel düşünceleri ifade etmek istiyorum.

Siyaset bir meslek olarak değil, katkı olarak. Sosyalist hareketin en yoğun faaliyeti Paul Levi için hayatın bir gereğiydi. Ama hem içten hem de dıştan bağımsız olmayı, siyasetten değil, siyaset için yaşamak istiyordu. Rusya'da koşulların profesyonel devrimciyi gerektirdiğini anladı, buna Alman hareketi için (ve kendisi için) karşı çıktı. 1926'da şöyle yazdı:

Rus koşullarından Batı Avrupa koşullarına ve özellikle Almanya'daki koşullara birçok geçişten biri, profesyonel devrimcinin yaratılmasıdır. kesinlikle psişik önkoşullarında, kesinlikle politik olarak bir Rus fenomeni. Almanya'da profesyonel devrimcinin içinden karnında ateş, açlık, fedakarlık, devrimci memurun istifası çıktı. Profesyonel devrimcinin aslında hiçbir şeyi yoktur. ama kendi siyasi görüşü var. Ancak KPD'de profesyonel devrimci adamlar, fikirleri olmadığı için görevlerinde nasıl kalacağını anlamış adamlar var. [17]

Levi ve Yahudi Sorunu

1918 sonlarında Yahudi aleyhtarı erken bir bildiride şöyle yazıyordu: ‘Yahudi tacı ele geçirdi. Levi ve Rosa Luxemburg tarafından yönetiliyoruz.’ [18]

Sosyalist harekette anti-Semitizm, Stuttgart'taki Wilhelm Keil gibi nadir istisnalar dışında tabuydu. [19] Zaman zaman ileri görüşlü bir sanayici olan Yahudi işçiler ve aydınlar, SPD liderliğine seçilen Paul Singer ve Hugo Haase gibi Yahudilikleri hiçbir şekilde dikkate değer görünmeden Almanya'daki işçi hareketine aitti. Bu Yahudi sosyalistler ve devrimciler için, gizli ve çoğu zaman çok açık antisemitizme rağmen, ‘Yahudi Sorunu’ yoktu.

O zamanlar Alman Yahudileri için Auschwitz'den çok önce – üç yol vardı:

1: Asimilasyon, çoğu durumda resmi din değiştirmeye kadar bile ana babalar çocuklarının vaftiz edilmesine izin verdi.

2: Siyonizm, Filistin'de o dönemde küçük bir azınlık olan, göç etmeyi ve nihayetinde bir devlet kurmayı amaçlayan hareket.

3: Sosyalist bir toplumun, aralarında Yahudi sorununun da bulunduğu tüm ulusal sorunları enternasyonalizm ruhuyla çözeceği inancı. Biz sosyalistler hâlâ bu iddiayı onurlandırmak zorundayız.

Bu, Auschwitz'den önceydi, Alman faşizminin en korkunç suçlarından, hiç kimsenin, hatta en ileri görüşlü Marksistlerin bile hayal edemediği, Alman burjuvazisinin terör saltanatından önceydi. Auschwitz'den sonra Yahudi Marksist tarihçi Isaac Deutscher şunları yazdı:

Doğal olarak, Avrupa işçi hareketine olan güvenime ya da daha genel olarak Avrupa toplumuna ve medeniyetine olan güvenime dayanan anti-Siyonizm karşıtlığımı uzun zaman önce reddettim, çünkü bu toplum ve bu medeniyet, buna yalan söyle. 1920'lerde ve 1930'larda Avrupalı ​​Yahudileri Siyonizme karşı çıkmak yerine Filistin'e gitmeye çağırmış olsaydım, daha sonra Hitler'in gaz odalarında yok edilen birkaç insanın hayatını kurtarmaya yardım edebilirdim. Avrupa Yahudilerinin kalıntıları gerçekten sadece onlar için mi? –Yahudi devleti tarihsel bir zorunluluk haline geldi. Üstelik yaşayan bir gerçek. Yine de bugün Siyonist değilim. [20]

Anti-komünist tarihçiler, Yahudilerin sadece işçi sınıfının mücadelelerine aktif katılımını değil, aslında dar görüşlülüklerini eleştirmekle kalmazlar. testere Yahudilerin sözde dünya egemenliği arayışının bir parçası olarak bir Yahudi icadı olarak Marksizm ve proleter hareket. Ancak Marksist tarihçiler için başka bir soru ortaya çıkıyor. Göreceli olarak pek çok Yahudinin, modern gelişme ve fikirlerin devrimcileri veya ilerici düşünürleri haline gelmesi ve hayatlarını riske atarak uluslararası sınıf mücadelesinin birçok cephesine katkı sağlaması nasıl oldu? Marksist Deutscher bunu bana çok açık görünen başka bir ifadeyle yanıtladı:

Belki de "Yahudi dehaları" nedeniyle insan düşüncesini bu kadar kararlı bir şekilde etkilemişler midir? Herhangi bir ırkın benzersiz ustalığına inanmıyorum. Ama yine de birçok açıdan çok Yahudi olduklarına inanıyorum. Onlar Önsel Yahudiler farklı medeniyetler, dinler ve ulusal kültürler arasındaki sınırlarda yaşadıkları ve farklı çağlar arasındaki sınırda doğup büyüdükleri için olağanüstü. Sınır bölgelerinde veya kendi milletlerinin çatlaklarında ve kıvrımlarında yaşadılar. Bu durum onların düşüncelerinde kendilerini toplumlarının, zamanlarının ve nesillerinin üzerinde yükseltmelerini, yeni entelektüel ufuklar açmalarını ve geleceğe doğru ilerlemelerini sağladı. [21]

Aynı denemede, radikal Yahudi düşünürlerle ilgili olarak şunları söylüyor:

Bütün bu düşünürlerin ve devrimcilerin ortak belirli felsefi ilkeleri vardır. Bu nedenle hepsi deterministtir, çünkü birçok toplumu gözlemledikleri, birçok yaşam formunu yakından inceledikleri ve dolayısıyla yaşamın temel yasalarını kavradıkları için. Gerçekliği dinamik bir şey olarak anladılar. Son olarak, Spinoza'dan Marx'a ve Freud'a kadar hepsi, insanın nihai dayanışmasına inanmıştı. Bu 'Yahudi olmayan Yahudiler' kalplerinde her zaman iyimserdiler ve iyimserlikleri günümüzde ulaşılması zor bir yüksekliğe ulaştı. 'Uygar' Avrupa'nın yirminci yüzyılda barbarlığa bu kadar batabileceğini hayal edemezlerdi. [22]

Böylece Yahudiler, onlara karşı zulmü ve önyargıyı geniş kapsamlı baskının bir parçası olarak anladılar ve en başından beri sosyalist hareketteki yoldaşlarıyla birlikte savaştılar ve ayrıca Alman faşizmine karşı mücadelede tüm cephelerde üzerlerine düşeni yaptılar. Büyük zekalarından biri Paul Levi idi.

Lüksemburgcu Levi

Heinrich Winkler, Levi'yi 'SPD içindeki bir entrikacı' [23] olarak adlandırdı [23] Akademisyen onun '1920'lerin '8216sol sosyal demokratı' olduğunu iddia etti. [24] Levi'nin sosyal demokrat olduğundan şüphe duymaya meyilliyim. SPD aygıtının parti siyasetini belirlediğini ve hatta güçlü muhalefetin bile parti üzerinde hiçbir etkisi olmadığını deneyimlemiş gibi görünüyor. Elbette, resmi kanallardan ve partisinin yayınlarında çok az da olsa, sosyal demokrat olmayan görüşlerini açıkça ifade edebilecek kadar güçlü ve özgürdü. Yine de, objektif olarak “reformistlerin etkilerini sürdürmelerine yardımcı olduğunu” düşünen Heinz Niemann kadar ileri gitmek istemiyorum. [25]

Yine de zaman zaman Alman işçi hareketinin bölünmesinin SPD aracılığıyla ve onun içinde bir kez daha aşılabileceğini ummuş görünüyor. Bana göre tarihsel olmayan, 1914 ve 1918'deki örgütsel bölünmeler, siyasi bölünmelerin kaçınılmaz olarak buna yol açması gerekliydi. SPD liderliğinin öfkeli anti-komünizmi, Otto Hürsing, Carl Severing, Karl Zürgiebel ve diğerlerinin siyasi eylemleri, bölünmenin derinleşmesine kendi paylarına düşeni yapmıştı. Sosyalizme giden yol hakkında farklı anlayışlar var olduğu sürece, birden fazla proleter partisi gereklidir. Günlük sınıf mücadelesinde gerekli birlik, reformistlerin ve devrimcilerin birleşik partisi tarafından değil, birleşik cephe tarafından yaratılmalıdır.

Bana öyle geliyor ki Charles Bloch, Levi's ilkelerini özetlemiş. [26] Levi her zaman üç ilkeye bağlı kalmıştır:

1: Burjuva toplumunun yerini sosyalizm ancak bir devrim yoluyla alabilir. Bu devrimin taşıyıcısı, diğer sınıflarla ittifak içinde olsa bile proletarya olmalıdır.

2: Amacına ulaşmak için işçi sınıfı birlik olmalıdır, bu birlik ancak tam bir kavramsal netlik temeline dayanabilir.

3: Parti içinde özgür tartışma ve iç demokrasi her zaman var olmalıdır, proletarya diktatörlüğü de belli bir özgürlük derecesini korumalıdır. Uzun vadede, demokrasi ve sosyalizm birbirinden ayrılamaz. Birbirlerini karşılıklı olarak tamamlar ve derinleştirirler ve ancak bu birlik ile kitlelerin ihtiyaçları karşılanabilir.

Yukarıda, hem SPD'nin hem de KPD'nin, ölümünden sonra Paul Levi'yi rakipleri olarak etiketleyeceğine inanan Ossietzky'den alıntı yaptım ve öyle de oldu. 2004'te ise tam tersi. bir kopyasında anlaşmazlık, Heinz Niemann ve J rn Sch trumpf, PDS için Levi'yi talep ederken, [27] sosyal demokrat Uli Sch ler onu sosyal demokratlar için iddia ediyor. [28]

Levi, belki de büyük bir Marksizm teorisyeni değildi, ancak onu özümsemişti ve siyasi analizlerinde ve parti faaliyetinde onu uygulamada ustaydı.

Ruth Fischer'in Rosa Luxemburg hakkında iğrenç lümpen-proleter sözlerini söylediği 1924'ten, Fred Oelssner'ın ölümüne ve SED'in çöküşüne kadar, Lüksemburgizm, Alman işçi hareketinin en büyük siyasi günahlarından biri olarak kabul edildi. Paul Levi, bir Lüksemburgcu olarak nitelendirilmekten gurur duyardı. Genç KPD'den kovulması onu politik olarak değiştirmedi, onun en sadık öğrencilerinden biri olarak kaldı. Ancak KPD için bu karar erken bir hataydı ve büyük bir kayba yol açtı.

Notlar

1. Clara Zetkin, Erinerungen ve Lenin (Berlin, 1957).

2. 19 Şubat 1922 tarihli bir mektupta Zetkin, Walcher ve Brandler, Moskova'nın vesayet çabalarından şikayet ettiler.

3. Bkz. Leo Jogiches'in Sonja Liebknecht'e yazdığı mektup, Feliks Tych ve Ottokar Luban, ‘Die Spartakusf hrung zur Politik der Bolschewiki’, IWK, Cilt 33, sayı 1, 1997, s 92-102.

4. Bu makalenin yazıldığı sırada Almanya'daki koalisyon hükümetine bir atıf. Sosyal Demokratlar ve Yeşillerden oluşuyordu, 1998'den 2005'e kadar sürdü.

5. Yani, Hitler'in ‘Birahane Darbesi’.

6. Kont Arco-Valley (1897-1945) bir subaydı. Eisner'i (qv) öldürmekten ölüme mahkûm edilen cezası müebbet hapse çevrildi ve 1924'te ertelendi.

7. Kurt Eisner (1867-1919), 1918-19 yılları arasında USPD üyesi ve Bavyera Başbakanıydı.

8. Ernst Pöhner (1870-1925) 1920'lerin başında Münih polis şefiydi ve soldan sağa yanaşmakla suçlandı. Bir Freikorps ölüm mangası olan Örgüt Konsolosuna destek verdi (bkz. not 9). 1923'te Bavyera hükümetinde Adalet Bakanıydı. Kasım 1923'teki Putsch'unda Hitler, Pıhner'i Bavyera Başbakanı olarak işaretlemişti ve ardından Hitler ve komplocularının yargılanmasında beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.

9. Matthias Erzberger (1875-1921) Merkez Partisi'nin önde gelen bir üyesi ve Reichstag milletvekiliydi. Kasım 1918'de Fransa ile ateşkes imzaladı. Bu, aşırı sağ tarafından 'hain' olarak damgalanmasına neden oldu ve Teşkilat Konsolosu tarafından öldürüldü. Cinayetinin organizatörü Manfred von Killinger, 1922'de Alman Dışişleri Bakanı Walter Rathenau'nun öldürülmesini de ayarladı ve Nazi rejiminin önde gelen bir yetkilisi oldu.

10. Uli Schöler, Paul Levi'den ayrı ayrı, Ütopya yaratıcı, no 165-166, Temmuz-Ağustos 2004, s. 737-51.

11. Sosyalist İşçi Partisi (SAP), SPD'nin Kurt Rosenfeld ve Max Seydewitz de dahil olmak üzere birçok solcu Reichstag milletvekilini ihraç etmesinden sonra Ekim 1931'de kuruldu.

12. Charlotte Beradt'ta alıntılanmıştır, Paul Levi: Ein demokratischer Sozialist in der Weimarer Republik (Frankfurt/Main, 1969), s. 22.

13. August Thalheimer, ‘Rosa Luxemburg oder Lenin?’, Gegen den Strom, Cilt 3, sayı 2, 1930, sayfa 21-22 (çeviri: ‘Rosa Luxemburg veya Lenin?’, Sırada ne var?, no 7, 1998, s. 38-41).

14. August Thalheimer, ‘Paul Levi’, Gegen den Strom, Cilt 3, sayı 7, 1930, s 103-04.

15. Ölüm ilanı Theodor Bergmann, Wolfgang Haible ve Galina Ivanova'da daha eksiksiz olarak alıntılanmıştır, Die Geschwister Thalheimer: Skizzen ihrer Leben und Politik (Mainz, 1993), s. 76-77.

16. Otfrid Arnold'da alıntılanmıştır, Paul Levi: Sozialdemokrat – KPD-Vorsitzender – Sozialdemokrat (Berlin, 1996), s. 16.

17. Sozialistische Politik und Wirtschaft, 15 Ağustos 1926.

18. Beradt'ta alıntılanmıştır, Paul Levi, s. 22.

19. Wilhelm Keil (1870-1968) bir SPD gazetesi editörü, uzun süredir Reichstag milletvekili ve hem 1933'ten önce hem de 1945'ten sonra Güney-Batı Alman parlamentosu üyesiydi.

20. Isaac Deutscher, Der Nicht-judische Jude (Berlin, 1988).

21. Alman, Der Nicht-judische Jude.

22. Alman, Der Nicht-judische Jude.

23. Heinrich Winkler, Von der Revolution zur Stabilisierung. Arbeiter und Arbeiterbewegung in der Weimarer Republik 1918 bis 1924 (Berlin/Bonn, 1985).

24. Uli Schöler, Paul Levi'den ayrı ayrı.

25. Heinz Niemann, ‘Paul Levi in ​​unserer Zeit’, Geschichtskorrespondenz, Cilt 10, sayı 1, 2004.

26. Charles Bloch, ‘Paul Levi: Ein Symbol der Trag die des Linkssozialismus in der Weimarer Republik’, Walter ve Julius H Schoeps (eds), Juden in der Weimarer Republik (Stuttgart/Bonn, 1986), s. 244-61.

27. Ayrıca bkz. Niemann, ‘Paul Levi in ​​unserer Zeit' J rn Sch trumpf, ‘Unabgoltenes Politikverst ndnis bei Paul Levi’, Ütopya yaratıcı, sayı 150, Nisan 2003, s 330-42.


Claude Lévi-Strauss ölüm ilanı

100 yaşında vefat eden Claude Lévi-Strauss'un ünü, kendi antropoloji konusunun çok ötesine geçti. Hiç şüphesiz uzman olmayanlar tarafından en iyi tanınan antropologdu. Bunun temel nedeni, özellikle 1970'lerde bu tür bir etkiye sahip olacak olan yapısalcılık olarak bilinen entelektüel hareketin genellikle kurucusu olarak kabul edilmesidir. Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Michel Foucault, Roland Barthes, Jacques Derrida ve Paul Ricoeur gibi - kelimenin tam anlamıyla filozof oldukları için etkisi diğer birçok disipline yayılan Fransız entelektüellerinden biriydi. İngiliz ve Amerikan geleneğinin akademik filozofları.

Sonuç olarak, bu Fransız yazarlar, edebiyat, tarih veya sosyoloji gibi entelektüel olarak daha yaratıcı ama belki de daha az titiz alanlarda yerli üründen daha fazla çalışan bazı Anglo-Sakson düşünürlere daha teşvik edici göründüler. Yine de, Lévi-Strauss'un, kendisini her şeyden önce teknik bir antropolog olarak gördüğü için bu şekilde düşünülmüş olması bir ironidir ve o, biraz şüpheli değilse de biraz şaşırmıştı. edebiyat öğrencileri ve diğerleri tarafından ortaya konan yapısalcılık. Öte yandan, özellikle 1955 tarihli kitabı Tristes Tropiques için çalışmalarının kazandığı edebi üne kavuştuğu da inkar edilemez.

Lévi-Strauss, Brüksel'de Fransız sanatçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve başarılı bir Fransız beşeri bilimler öğrencisi için oldukça tipik bir kariyer izledi. Paris'te Lycée Janson de Sailly'ye ve ardından 1928'de son derece erken bir yaşta ve büyük bir başarı ile müthiş felsefeyi geçtiği Sorbonne'a katıldı. toplama muayene. Sonuç olarak, Picardy'deki Laon'da bir tür üst düzey okul öğretmeni oldu; bu, genellikle bir üniversite öğretmeni olma yolunda ilk adım olan bir tür görevdi.

Bununla birlikte, steril kendine gönderme ve tavırlar olarak gördüğü şeyler nedeniyle kısa süre sonra felsefe ile hayal kırıklığına uğradı. Özellikle o zamanlar Fransa'da egemen olan faydacı ve ahlakçı felsefe biçimlerinden hoşlanmadı. Bir süre Fransız sosyalist hareketinde de aktif oldu, ancak daha sonra siyasete olan ilgisini kaybetmiş gibi görünüyor ve savaş sonrası Fransa'nın dramatik olayları sırasında şaşırtıcı bir şekilde tarafsız kaldı. Bunun yerine, Amerikalı antropolog Robert Lowie'yi okuduktan sonra antropolojiyle ilgilenmeye başladı, çünkü kısmen o zamanlar ilkel olarak etiketlenen kültürlerin zenginliğinin Auguste Comte gibi yazarların iyimser evrimciliğini yalanladığını fark etti.

Antropolojiye olan bu ilgisinin bir sonucu olarak, Sosyolog Célestin Bouglé tarafından Brezilya'daki Fransız sponsorluğundaki yeni São Paulo Üniversitesi'ne atanan bir grup Fransız akademisyenin üyesi olarak önerildi. 1935'te, büyük ölçüde Kızılderilileri inceleyebileceğine dair yanlış bir inançla profesörlüğü kabul etti. Oradan belirli bir miktarda antropolojik araştırma yürütmeye çalıştı, ancak bu zordu ve 1939'da Nambikwara ve Mato Grosso ve Brezilya Amazonunun diğer yerli halkları arasında daha sistematik saha çalışması yapmak için görevinden istifa etti. Bu saha çalışması birçok antropolog tarafından her zaman oldukça zayıf olarak görülse de, Kızılderililerle geçirdiği kısa süre göz önüne alındığında bunu oldukça etkileyici buluyorum. Daha da önemlisi, Güney Amerika'nın yerli halklarının kültürüne duyduğu sempati ve saygıyı ve ayrıca Eski Dünya'nın okuryazar medeniyetlerinin felsefi ve sanatsal başarılarına karşı artan şüpheciliğini doğruladı.

Bu tutum, ikinci dünya savaşı olaylarıyla doğrulanmış olmalıdır. Önce çok kısa bir süreliğine çağrılan Lévi-Strauss, Fransa'nın düşüşünün ve ateşkesin getirdiği aşağılanmayı yaşadı ve ardından Vichy Fransa'sında Yahudilere yönelik artan ayrımcılık ve zulümle karşı karşıya kaldı. 1941'de kaçmayı başardı ve sonunda New York'a gitti; ertesi yıl, diğer Fransız aydınlarla birlikte New School for Social Research'te kendisine bir görev verildi. Orada, o, ilahiyatçı Jacques Maritain ve diğerleri, bir tür Özgür Fransız üniversitesi olan École Libre des Hautes Études'i kurdular. Savaştan sonra 1948'e kadar ABD'de kaldı ve Washington'daki Fransız büyükelçiliğinde kültür ataşesi olarak çalıştı. Fransa'ya dönüşünde, müdür yardımcısı olarak görev yaptığı Paris'teki Museé de l'Homme (1949-50) ve çalıştığı École Pratique des Hautes Études de dahil olmak üzere kurumlarda giderek daha önemli bir dizi görevde bulundu. antropoloji araştırmaları direktörü (1950-74). 1959'da Collège de France'da sosyal antropoloji kürsüsüne seçildi. Diğer birçok onur arasında, 1973'te Erasmus ödülünü kazandı ve Fransız Akademisi'ne seçildi.

Lévi-Strauss'un ABD'deki döneminde "yapısal antropoloji" inşa edildi. Bu, "yapısalcılık" olarak bilinen şeye yol açtı - hem antropolojide hem de ötesinde çeşitli teoriler için kullanılan bir terim, onun fikirlerinden türetildiklerini iddia etseler de, çalışmalarıyla her zaman fazla bir ilgisi yoktur. Özellikle Fransa'da kendisine gösterilen büyük saygıya rağmen, doğrudan takipçisi veya öğrencisi olmaması dikkat çekicidir. Birçoğu yapısalcı olduğunu iddia ediyor ve iddia ediyor, ancak genellikle düşüncesinin yalnızca sınırlı bir yönünün onlar üzerinde bir etkisi olduğu ve en kötü ihtimalle "yapısalcı" etiketinin benimsenmesinin yalnızca geçici bir moda meselesi olduğu ortaya çıkıyor. O, düşünce tarihinde yalnız, hatta heybetli bir figürdür.

Levi-Strauss'un kendi yapısalcılığı, insan çalışmalarına yönelik natüralist bir yaklaşımın ve bundan türetilen felsefi bir tutumun kişisel bir karışımıdır. Kesin olarak bilimsel olan yön, büyük ölçüde iki tür teorik etkinin birleşiminin sonucuydu. İlki, onun Amerikan kültürel antropolojisiyle olan temasıyla ilgilidir; bu ilişki, diğer tüm çağdaş teorik etkilere karşı tutumu kadar "uzak" olduğu için belirsiz bir ilişkidir. İkinci olarak, Avrupa ve Amerikan teorilerinin davranışçı bir karışımı olan yapısal dilbilimle ve özellikle de o sırada New School'da bulunan Rus dil teorisyeni Roman Jacobson'ın daha yaratıcı çalışmasıyla temasa geçti.

New York'tayken, Lévi-Strauss kendini, ilk ABD antropologlarının ve dilbilimcilerin bir yüzyıldan fazla bir süredir biriktirdiği Kuzey ve Güney Amerika yerlilerine ilişkin büyük antropolojik hesaplar bütününe kaptırdı. Kızılderililerden toplanan veriler ve bunların karmaşıklığı onu memnun etti ve yerli mitolojinin ve sosyal düşüncenin temsil ettiği entelektüel başarıyı örtük olarak reddeden kültürün indirgemeci açıklamalarına karşı kalıcı tepki vermesini sağladı. Yapısal dilbilimcilerle temas, ona hem genelleştirebilecek hem de orijinal malzemenin zenginliği ve özgüllüğüne sadık kalabilecek bir yaklaşım önerdi. Böylece Levi-Strauss, "yapısal" terimini 1940'larda ve 50'lerde gelişen ve İsviçreli Ferdinand de Saussure'ün etkisini Amerikan Leonard Bloomfield'ınkiyle birleştiren çok özel bir dilbilim okulundan aldı.

Lévi-Strauss'un yapısal antropolojisinin temeli, insan beyninin sistematik olarak işlediği, yani bazen içinde yaşadığımız dünyayı açıklayan, bazen de hayali alternatifler öneren modeller oluşturmak için bir araya getiren ve yeniden birleştiren bilgi birimlerini organize, yani yapılandırılmış bilgi birimlerini işlediği fikridir. , ve bazen içinde çalışacak araçlar verir. Lévi-Strauss'a göre antropologun görevi, bir kültürün neden belirli bir biçim aldığını açıklamak değil, kültürün taşıyıcıları olarak ortaya çıkan ileri dönüşüm sürecinin altında yatan örgütlenme ilkelerini anlamak ve göstermektir. ya pratik ya da tamamen entelektüeldir.

Ona göre antropoloji bilimsel ve natüralistti, yani yapısal dilbilimin bilimsel hale geldiği şekilde bilimseldi. Lévi-Strauss'a göre yapısal dilbilim, yeni sözceler üretilirken meydana gelen dil dönüşümlerine bakarak, belirli bir dilin sağladığı araçları kullanarak, yalnızca belirli bir dilin indirgenemez özgüllüklerini değil, aynı zamanda aynı zamanda üretimlerini mümkün kılan ilkelerdir. Bu şekilde, onun anladığı şekliyle dilbilim, beşeri bilimlerin bir dalı ve psikoloji ve nöroloji ile doğrudan bağlantı kurabilen bir doğa bilimiydi.

Kültürel biçimlerin zenginliğini ve süregelen dönüşümlerini inceleyerek, hem bilişsel hem de tarihsel bir bilim olacak olan antropoloji de hemen hemen aynı şeyi başaracaktı. Bu nedenle, sembollerin ve kavramların anlamı, hem beynin işleyişi bağlamında hem de belirli bir kültürün tarihsel akışının özgüllüğü bağlamında incelenmelidir. Antropoloji, Lévi-Strauss için bilişsel bilimlerden biriydi. Zaman geçtikçe bu alandaki gelişmelere ayak uydurmaktan vazgeçmiş gibi görünse de, beynin çalışmasıyla ilgili son keşiflerle uyumlu olacaktı. Bununla birlikte, bilişsel olanın yapıyı açıklayabilmesine rağmen içeriği açıklayamadığı konusunda ısrarcıydı.

Lévi-Strauss'un tüm önemli eserlerinin arkasında yatan program budur. Ancak, bir anlamda, aynı zamanda, İngilizce konuşan modern antropologlardan çok daha temel bir yaklaşımın ve ruh halinin bir tezahürüdür. Çalışmaları genellikle zamanlarının tartışmaları içinde yer alan ve genel bir insan doğası teorisinden yoksun görünen çoğu profesyonel antropologun aksine, Lévi-Strauss sanki çok uzaklardan bir doğa bilimciymiş gibi yazar, gezegenimizi ve gezegenimizin ekolojisini gözlemler. Olympian katılımı olmayan insan türü de dahil olmak üzere farklı türler.

Bu nedenle genel anlamda insan türüyle ilgileniyordu, ancak varlığının %99'u için insanlığın çok sayıda başka canlı türüyle yakın etkileşim içinde yaşayan çok düşük nüfus yoğunluğuna sahip küçük gruplardan oluştuğunu bildiği için, Temas öncesi Amazon Kızılderilileri gibi halkların incelenmesi, kısa ömürlü modern sanayileşmiş dünyanın ayrıntılarından çok daha önemli ve alakalı.

Bu yaklaşım, onun 1960'lardan bu yana yazılarının çoğunun konusu olan Kızılderili mitlerine özel bir ilgi göstermesine neden oldu. Özellikle dört ciltlik Mythologiques'e (1964-71) konu olmuştur. Lévi-Strauss'a göre, Kızılderili mitleri, Kızılderililerin canlıların karşılıklı bağımlılığı koşuluyla ilgili spekülasyonlarıdır. Böylece yaban domuzlarının kökeni hakkındaki bir efsane, evlilik kurallarıyla ve yemek pişirmenin yararları hakkındaki başka bir efsaneyle ilişkilidir.

Lévi-Strauss, 2001 yılında Collège de France'da. Fotoğraf: Joel Robine/AFP/Getty Images

Onun için bu, faydacı olmaktan çok felsefik bir spekülasyon. İnsan düşüncesi, elbette, insan beyninin yapılandırma kapasitesi tarafından yönetilir, ancak onun tarafından açıklanmaz. Bu ışıkta, mitler, insanlığın başlıca felsefi çabasının gerçek tarihinin kayıtlarıdır ve Lévi-Strauss bu çabayı sadece kaydetmek değil, aynı zamanda ona katılmak da istemiştir. Mitlerin konusu onun konusudur. Böylece, bu en mesafeli aydın, kendisini, kendisi için herhangi bir öncelik iddiasında bulunmadan, analiz ettiği Kızılderili diyaloglarının bir katılımcısı olarak gördü. Mitler canlıların karşılıklı ilişkileri hakkında olduğu için, kendi doğal tarihimizi anlamak için tüm türlerin doğal tarihini anlamak onun için esastır.

Kızılderililer gibi insanların ekolojik yansımalarını anlamak veya bunlara katılmak, yalnızca bir antropolog olarak kendisi için çalışmayı en önemli olarak kabul ettiği şey değil, aynı zamanda değerlerini de renklendirdi. Bunları, zaman zaman, özellikle de ömrünün sonlarına doğru kendisini kamuoyuna açıklamıştır. Post-neolitik düşüncenin darlığından ve verimsizliğinden ve diğer canlıların karmaşıklığı ve karşılıklı ilişkileri üzerine düşünmektense diğer canlıları sömürme saplantısından duyduğu hoşnutsuzluğu defalarca dile getirdi. Sonuç olarak, belirli modern ekolojik ideologlar için bir tür kahraman haline geldi. Lévi-Strauss'a göre, yazı ve örgün eğitim, başka herhangi bir şeyde olduğu kadar felsefi bir yoksullaşmaya yol açacaktır.

Ayrıca düşüncesinin, kendi anladığı şekliyle Kızılderililerin mitolojisine yeniden katılmaya çalıştığı bir başka, daha da temel yol vardır.Mitlerin yazarı yoktur. Onların yaratılışı, yüzlerce yıl boyunca ve yüzlerce mil boyunca aktarım veya dönüşüm sürecinde fark edilmeden gerçekleşir. Bireysel özne, kendini takıntılı yenilikçi ya da Batı felsefesinin çok sevdiği sanatçı, bu nedenle Lévi-Strauss'a yer vermemiş ve gerçekten de onu tiksindirmişti. Bireysel yaratıcılığın yüceltilmesini bir yanılsama olarak gördü. Tristes Tropiques'te yazdığı gibi: "Ben nefret dolu". Bu bakış açısı, özellikle Kızılderili sanatına ilişkin çalışmasında belirgindir. Bu sanat, Batı sanatının nefret ettiği büyük bireysel sergilerini içermiyordu. Kızılderili sanatçı ise tersine, başkalarının yaptıklarını yeniden üretmeye çalıştı ve eğer yenilik yapıyorsa, bunun farkında değildi. Lévi-Strauss'un çalışması boyunca, bir popülasyona dağılmış ve duygularını silip süpürmeyen bir yaratıcılık için açık bir estetik tercih vardır.

Yaklaşımının bu merkezi felsefi öğretisi, kısmen, Foucault veya Derrida gibi, onun etkisini kabul etmelerine rağmen, sanki bu açıdan ondan farklıymış gibi tuhaf bir şekilde post-yapısalcılar olarak etiketlenmiş bazı sonraki yazarlar yüzünden, genellikle unutulmuştur. Daha sonra "öznenin ölümü" fikriyle kredilendirildiler, bunda ise sadece onun ayak izlerini takip ettiler. Yine de, bu konumun felsefi içerimleri, onun düşüncesinin bu kadar büyük bir kısmının altında örtülü olarak yatmakla kalmaz, aynı zamanda Lévi-Strauss'un en maceralı kitabı The Savage Mind'ın (The Savage Mind) son bölümünü oluşturan Sartre'ın bireysel tercihi yüceltmesine karşı polemikte oldukça açık hale getirildi. 1962).

Tabii ki, teorileri çok eleştirildi ve şimdi çok azı onları orijinal olarak formüle edildikleri şekilde kabul edecek, ancak yine de ben de dahil olmak üzere birçok antropolog, bir teorinin kullanılması yoluyla, Lévi-Strauss, çoğu kişinin kusurlu veya en azından belirsiz olduğunu düşündüğü, sosyal ve kültürel antropolojinin neredeyse tüm alanlarında en aydınlatıcı ve beklenmedik kavrayışlara sahip oldu.

Kişiliği ve hatta teorileri göz önüne alındığında, 100. doğum günü vesilesiyle aldığı olağanüstü aslanlık ironik görünüyor. Sanki Fransız müessesesi ve Fransız devleti onun birdenbire büyük bir diplomatik varlık olduğuna karar vermiş gibiydi. Dünyanın dört bir yanından çekmeceler dolusu madalyalar ve ödüller almıştı ve Fransa'nın halk aydınlarının uluslararası ünü Fransa'nın her zaman övündüğü bir şey olduğundan, doğum gününün gözden kaçmamasını sağladı. Lévi-Strauss, Sartre, Foucault ve sosyolog Pierre Bourdieu gibi bu büyük canavarlardan hayatta kalan son kişi olmuştu ve dahası, politik olarak tartışmasız biriydi. Ayrıca, önceki Fransız cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın yerli halkların kültürüne ve "ilkel sanat"ın edinilmesine olan gerçek ilgisi, genel Fransız halkı için her şeyden önce ilkel egzotizm cazibesini temsil eden bir kişinin bu ilahlaştırılmasını teşvik etti. .

Böylece, büyük tarih geldiğinde, neredeyse her Fransız dergisinin kapağında onun fotoğrafı vardı. Başkan Sarkozy, doğum gününü kutlamak için dairesine gitti ve dışişleri bakanlığı, İzlanda ve Hindistan gibi birbirinden uzak yerlerde onuruna seminerlerin finanse edilmesine yardımcı oldu. Paris'teki Quai Branly müzesinde yeni oluşturulan yerli sanat koleksiyonunun heybetli amfi tiyatrosuna onun adı verildi. Hepsinden önemlisi, çalışmalarının büyük bir kısmı Bibliothèque de la Pléiade'de yeniden yayınlandı. Bu onur normalde, yazıları bir tür deri ciltli bibliyofilik türbeye yerleştirilen ve normalde sadece İnciller için kullanılan kağıda basılan Racine veya Aristoteles gibi ölü büyüklere mahsustur.

Bu muamele önemlidir, çünkü Vincent Debaene'nin cildin arsız girişinde işaret ettiği gibi, Fransa, bilim adamlarını ve düşünürlerini onların söylediklerini veya keşfettiklerini kutlamak yerine büyük edebi şahsiyetler olarak temsil etmeyi tercih eder.

Ve gerçekten de bütün bu övgüler, Levi-Strauss'un çalışmasının, 1947'de Fransa'ya dönüşünde The Elementary Structures of Akrabalık olarak yayınladığı ve aile bağlarının önemli olduğu toplumların ayrıntılı bir incelemesinden oluşan, akrabalık sistemlerinin çığır açan analizinin çekirdeğini pek ciddiye almıyordu. insanların kiminle evlenmesi gerektiğini veya Kuzey ve Güney Amerika mitinin küçük incelemelerini belirlemek. Tüm bu kamusal övgüler, disiplinin temel geleneksel sorularıyla mücadele eden profesyonel bir antropolog olarak asıl kimliğini gizler gibi görünüyor.

Bütün bunlar hakkında ne düşündüğünü bilmiyoruz, çünkü o zamana kadar cevap veremeyecek kadar hasta hissediyordu, ancak kişiliğiyle çok iyi uyum içinde gibi görünen anonim yaratıcıya yönelik sık sık ifade ettiği tercihi, tüm bu yaygara ile bağdaşmıyor. Kamusal durumlardan nefret ederdi ve çok özel bir insandı. O anın kabul görmüş "doğru" görüşüne uymamayı seviyordu. Öğrencilerden rahatsız oldu ve övgülerden kaçtı.

Paris'teki ekibinin üyelerine göre, her şeyden önce uyandırdığı görüntü, çalışma odasının neredeyse kalıcı olarak kapalı kapılarıydı. Bu onun herhangi bir şekilde münzevi olduğu anlamına gelmez. Gizlice sıcaktı ve hoş bir mizah anlayışı vardı. Çekiciydi, her kimle uğraşıyorsa, statüsü ne olursa olsun ona karşı çok düşünceli ve saygılıydı. Onu Baltimore'daki Johns Hopkins Üniversitesi'nde, kendisine fahri bir derece verilmesi vesilesiyle, öğrencilerinin çalışmalarından ne elde ettiklerini anlatmasını dinlediğini ve başarısız olan Fransız büyükelçisi tarafından kesintiye uğratılmasına izin vermediğini hatırlıyorum. içeri dalıp onu daha önemli konukların yönüne doğru sürüklemeye çalışın. Saygısızlığa en yakın olduğu şey hafif bir ironiydi, ama genel olarak yalnız kalmayı, çalışmayı, okumayı ve hayran olduğu Amerikan yerlilerinin hayatları hakkında daha fazla ayrıntı biriktirmeyi tercih etti.

1932'de Dina Dreyfus, 1946'da Rose Marie Ullmo ve 1954'te Monique Roman ile evlendi ve ikinci ve üçüncü eşlerinden Laurent ve Matthieu'nun birer oğlu oldu. O Monique ve oğulları tarafından yaşatılmıştır.

Claude Lévi-Strauss, 28 Kasım 1908 doğumlu antropolog, 30 Ekim 2009'da öldü.


Biyografi

1956'da doğan Paul Levy, Yonkers, New York'ta büyüdü. Yetmişlerin ortalarında, o zamanlar Binghamton'daki New York Eyalet Üniversitesi (şimdiki adıyla Binghamton Üniversitesi) olarak adlandırılan üniversiteye gitti ve hem ekonomi hem de stüdyo sanatında dereceler aldı. Binghamton'da bir lisans öğrencisiyken, Princeton Üniversitesi tarafından ekonomi alanında araştırma yapmak üzere işe alındı. Üniversiteden mezun olduğunda, ekonomi eğitimini durdurdu ve sanat kariyerine devam etti, hem sanat yaptığı hem de sanat öğrettiği Bay Area'ya taşındı.

1981'de, yoğun bir kişisel travma nedeniyle, gerçekliğin rüya gibi doğasını tanımaya başladığı, hayatını değiştiren bir ruhsal uyanış yaşadı. Ruhsal çıkışının ilk yılında, Paul birkaç kez hastaneye kaldırıldı ve kendisine gerçeklikten ciddi bir psikotik kopuş yaşadığı söylendi. Şaşırtıcı bir şekilde, kimyasal bir dengesizliğe sahip olduğu (yanlış) teşhis edildi ve o zamanlar manik-depresyon (şimdi iki kutuplu bozukluk olarak adlandırılır) olarak adlandırılan şeye sahip olduğu ve hastalığıyla birlikte yaşamak zorunda kalacağı konusunda bilgilendirildi. hayatının geri kalanında ve son nefesine kadar ilaç kullanması gerekecekti.

Bununla birlikte, doktorlar onun mistik bir uyanış/şamanik inisiyasyon sürecinde yer aldığını çok az fark ettiler; bu, zaman zaman psikozu taklit eden, ancak gerçekte psikiyatrik sistem haritasının tamamen dışında, çok farklı bir düzenin ruhsal bir deneyimiydi. Neyse ki, kendini keşfetme sürecine devam edebilmesi için tıbbi ve psikiyatri kurumundan kurtulmayı başardı. Neyse ki, Paul kendini psikiyatri prangalarından kurtarırken, Paul'ü deli olarak görmek yerine ruhsal olarak uyanmaya başladığını kabul eden ruhsal öğretmenlerini buldu.

Bir sanatçı, şamanik çöküşü/atılımının travmasından sonra, sertifikalı bir sanat öğretmeni oldu. C. G. Jung'un çalışmalarına duyduğu ilgiden dolayı, on yılın sonunda New York'taki C. G. Jung Vakfı Kitap Servisi'nin yöneticisi ve Jungian dergisinin reklam müdürü oldu. kadran. 1993 yılında, sıradan olmayan deneyimlerini kontrol altına almak ve bütünleştirmek için uzun yıllar uğraştıktan sonra, Paul gerçekliğin rüya gibi doğası hakkındaki görüşlerini açıkça paylaşmaya başladı. Hayatın, hepimizin birlikte yarattığımız ve birlikte hayal ettiğimiz ortak bir uyanık rüya olduğuna dayanarak konuşmalar yapmaya ve grupları kolaylaştırmaya başladı. Portland, Oregon'daki Awakening in the Dream Community'nin kurucusudur.

Ruhsal ortaya çıkış alanında bir öncü olan Paul, özel muayenehanede yaralı bir şifacıdır ve gerçekliğin rüya gibi doğasına uyanan diğer kişilere de yardım eder. Çalışmaları üç aşamadan geçti: rüyalara olan yoğun ilgisi nedeniyle (hem gece rüyaları hem de gerçekliğin rüya gibi doğası), ilk önce "rüya adamı" olarak biliniyordu. yazdıktan sonra dağıtmak Wetiko, wetiko fikriyle ilişkilendirildi. T'nin yayınlanmasından sonrao Kuantum Vahiy, şimdi kuantum fiziği ile bağlantılı olarak görülüyor. Her üç yön - rüyalar, ıslak ve kuantum fiziği sürekli olarak araştırmasını derinleştirdiği daha derin bir gerçekliğin birbirine bağlı ve tamamlayıcı yönleridir.

o yazarı George Bush'un Deliliği: Kolektif Psikozumuzun Bir Yansıması (2006), dağıtmak Wetiko: Kötülüğün Lanetini Kırmak (2013), Karanlığın Uyandırdığı: Kötülük Babanız Olduğunda (2015) ve Kuantum Vahiy: Bilim ve Maneviyatın Radikal Bir Sentezi (2018). 30 yılı aşkın bir süredir Tibetli Budist bir uygulayıcı olarak, Tibet ve Burma'nın en büyük manevi ustalarından bazılarıyla yakından çalıştı. PadmaSambhava Budist Merkezi'nin Portland bölümünün yirmi yılı aşkın bir süredir koordinatörlüğünü yaptı.


Inhaltsverzeichnis

Paul Levi entstammte einer bürgerlich-liberalen jüdischen Familie aus dem hohenzollerschen Hechingen. Er schloss 1905 sein Jurastudium (Berlin, Heidelberg, Grenoble) mit einer Promosyon zum Thema Das Verhältnis von Verwaltungsbeschwerde ve Verwaltungsklage ab und ließ sich 1909 als Anwalt in Frankfurt am Main nieder. Im gleichen Jahr trat Levi, der sich seit seiner Gymnasialzeit als Sozialist verstand, der SPD bei. Er rechnete sich deren linkem Flügel zu.

1913 Verteidigte Levi Rosa Luxemburg gegen den Vorwurf der „Aufreizung von Soldaten zum Ungehorsam“ veya Gericht. 1914 war er kurzzeitig mit Luxemburg liiert. Während des Ersten Weltkriegs schloss er sich der innerparteilichen Revolutionären „Spartakusgruppe“ an, die ab 1917 im Rahmen der USPD die Burgfriedenspolitik der reformistischen Mutterpartei unter Friedrich Ebert bekämpfte.

KPD Bearbeiten

Levi gehörte mit Luxemburg ve Karl Liebknecht zu den Gründern der aus dem Spartakusbund ve anderen bağlantılarıdevrim Gruppen am Jahreswechsel 1918/19 konstituierten KPD. Als Nachfolger des am 10. März 1919 ermordeten Leo Jogiches übernahm er deren Vorsitz. Auf dem Heidelberger Parteitag im Ekim 1919 Setzte er die Beteiligung der Partei ve Wahlen durch. Sertleştirici Kurs gegen die Mehrheit der Parteimitglieder führte zur Abspaltung der KAPD und zur Konstituierung des Rätekommunismus. Andererseits ermöglichte er 1920 die Vereinigung mit großen Teilen der USPD zur VKPD. Levi lehnte die so genannte „Offensivstrategie“ ab, die in Leitung der VKPD im Şubat 1921 eine von Komintern-Vertretern unterstützte Mehrheit fand. Er trat Ende Februar vom Vorsitz der VKPD zurück.

In der Broschüre Unser Weg. Daha geniş darbecilik [1] kritisierte Levi die putschistische Taktik der KPD beim Märzaufstand 1921 öffentlich. Nachdem er diese Kritik an der deutschen und der Internationalen Leitung der Kommunisten aufrechterhalten hatte, wurde er auf Betreiben der Mehrheit der Komintern-Führung um Sinowjew aus der KPD ausgeschlossen. Lenin, Vorsitzender des Rates der Volkskommissare, der Regierung der Sowjetunion, bedauerte, dass Levi als „Abweichler“ geendet sei: „Levi hat den Kopf verloren. Almanya'da savaş aleyhtarları der einzige, der einen zu verlieren hatte.“ [2] Levi und andere aus der VKPD Ausgeschlossene und Ausgetretene wie Ernst Däumig schlossen sich zur Kommunistischen Arbeitsgemeinschaft (KAG) zusammen.

In diesem Zusammenhang veröffentlichte Levi auch die zuvor unbekannte Schrift Rosa Luxemburgs Rusya'da Ölüm Devrimi, die sie im Eylül ve Ekim 1918 im Gefängnis verfasst hatte. Darin stand ihre scharfe Kritik an den Bolschewiki: “Freiheit ist immer die Freiheit des Andersdenkenden.” In Reaktion auf diese Kritik am Kaderkonzept Lenins wurde Luxemburg von Stalin später des „Spontaneismus“ bezichtigt.

Zurück, SPD Bearbeiten'de

Über die Rest-USPD, der die KAG im Frühjahr 1922 beitrat, kehrte Levi nach deren teilweiser Vereinigung mit der MSPD 1922 in die SPD zurück. Dort war er eine der wichtigsten Persönlichkeiten des linken ve marxistischen Flügels.

Er gab ab 1923 eine eigene Korrespondenz heraus: ölmek Sozialistische Politik und Wirtschaft. Diese ging 1928 in der Zeitschrift Der Klassenkampf auf, deren Redaktion Levi bis zu seinem Tod angehörte.

1924 rief er gemeinsam mit anderen Marxisten die Sozialwissenschaftliche Vereinigung (SWV) ins Leben, einen parteiunabhängigen Verein, dessen Ziel die Diskussion und Weitervermittlung marxistischer Ansätze war. Daraus ging auch die Organizasyon Rote Kämpfer hervor.

Genel politika, Freunde Levis schlossen sich 1931 der SAPD an. Levi blieb Mitglied des Reichstages, Widmete sich aber besonders der Aufklärung der Morde ve Luxemburg ve Liebknecht trotz der damit verbundenen Lebensgefahr. Aber so kultiviert und ehrgeizlos Levi savaşı, Furcht kannte er nicht. [3] Als brillanter Redner war er bei seinen Gegnern vor Gericht wie im Parlament gfürchtet.

1930 bereitete sich Levi auf einen Revisionsprozess zu einer Beleidigungsklage von Paul Jorns, dem ermittelnden Staatsanwalt im Mordfall Luxemburg ve Liebknecht im Jahr 1919, gegen Josef Bornstein vor, den leitenden Redakteur der Das Tag-Buch. In einer Nummer Hatte der Journalist Berthold Jacob Anonym unter dem Başlık „Kollege Jorns“ einen Artikel gegen die Machenschaften von Jorns veröffentlicht, in dem der Staatsanwalt der „Verschleppung der Ermittlungen und der Vertuschung der wwurde“. Insta Instanz hatte Levi einen Freispruch des angeklagten Journalisten erwirkt und durch Akteneinsicht neue Informationen über die Vertuschung der Morde an Luxemburg und Liebknecht bekommen.

Anfang Şubat 1930 erkrankte er an einer fiebrigen Lungenentzündung. Am 9. Februar stürzte er unter unter ungeklärten Umständen aus dem Fenster seiner Dachgeschosswohnung am Lützowufer 37, Berlin ve erlag seinen Verletzungen. [4]

Karl Retzlaw, der ihn einen Tag vor seinem Tod besucht hatte, schrieb in seiner Biografie: „Die Wohnung şapkası Levi ausbauen lassen, bu yüzden Fenster, Pariser Art bis zum, s ch n u nurna s n u s n s n s n s n u n u n s nurnater . Davor war ein nur kniehohes Gitter. Ich bin überzeugt, dass der Unfall passierte, als Levi das Fenster öffnen wollte, er bekam wahrscheinlich einen Schwindelanfall und stürzte in die Tiefe.“ [5]

Ben Reichstag wurde seiner mit einer Gedenkminute gedacht, wozu die Abgeordneten sich erhoben. Die Mitglieder der KPD- und der NSDAP-Fraktion verließen dabei demonstrativ den Saal.

Paul Levi wurde auf dem Wilmersdorfer Waldfriedhof Stahnsdorf beigesetzt. Sein Grab ist als Ehrengrab der Stadt Berlin gewidmet.


Paul Levi

Paul Levi (11. maaliskuuta 1883 Hechingen – 9. helmikuuta 1930 Berliini) [1] oli saksalainen lakimies ve vasemmistopoliitikko, şaka toimi Saksan kommunistisen puolueen (KPD) johtajana vuosina 1919–1921. Häntä üzerinde pidetty Rosa Luxemburgin aatteellisena seuraajana. Ajauduttuaan erimielisyyksiin muun puoluejohdon kanssa Levi syrjäytettiin ve erotettiin KPD:stä keväällä 1921. Hän palasi myöhemmin takaisin sosiaalidemokraatteihin.

Levin oli juutalainen benzerleri. 1905 Almanya'nın en önemli iş ilanları Frankfurt am Main ile ilgili haberler. [1] Son 1906 tarihli Saksan sosiaalidemokraattiseen puolueeseen (SPD), jossa hänestä tuli Rosa Luxemburgin ve Karl Liebknechtin johtaman radikaalin vasemmistosiiven kannattaja. [2] Levi ystävystyi varsinkin Luxemburgin kanssa ja heidän välillään oli intiimiä kirjeenvaihtoa, myöhemmin julkaistu'da şaka. Levi toimi Luxemburg'un asianajajana tämän ollessa syytettynä poliittisessa oikeudenkäynnissä helmikuussa 1914. [1] Ensimmäisen maailmansodan aikana Levi värvättiin geniş zaman içinde, 16. [2] Levi edusti Saksan Spartakistiliittoa helmikuussa 1917 Sveitsin Oltenissa järjestetyssä Zimmerwald-vasemmiston kansainvalisessä konferenssissa. Hän palasi vallankumouksen jälkeen Saksaan ve osallistui vuoden 1918 lopussa Saksan kommunistisen puolueen perustamiseen. [1]

Kun Luxemburg, Liebknecht ve Leo Jogiches murhattiin maaliskuussa 1919, Levistä tuli Saksan kommunistisen puolueen johtaja. Hän Painosti viranomaisia ​​Saattamaan Luxemburgin ve Liebknechtin murhaajat oikeuden on yıl. [3] Levi valittiin valtiopäiväedustajaksi vuonna 1920. [1] Samana vuonna hän johti KPD:n delegaatiota Kommunistisen uluslararası kongressissa Moskovassa. [2] Lüksemburglu poliittisia linjauksia kannattanut Levi ajautui pian erimielisyyksiin Kominternin johdon kuten Leninin ve Trotskin kanssa. Osallistuessaan vieraana İtalyanca sosialistisen puolueen puoluekokoukseen Livornossa hän vastusti radikaalisiiven irtautumista ve erillisen kommunistisen puolueen perustamista İtalyan, toisin kuin paikalla olleet Kominterninä lähettil. Kun Levin esittämä Kominternin kritiikki aiheutti erimielisyyksiä, hän erosi KPD:n johdosta helmikuussa 1921. Pian tämän jälkeen puolue järjesti maaliskuussa 1921März Aktion). Levi tuomitsi hankkeen välittömästi julkaisemassaan pamfletissa Unser Weg (”Meidän tiemme”), minkä seurauksena hänet erotettiin kokonaan puolueesta huhtikuussa 1921. Hän vastasi tähän julkaisemalla vuonna 1922 postuumisti Lüksemburg teoksen Zur russischen Devrimi (“Venäjän vallankumouksesta”), jossa kritisoitiin Leniniä ve Trotskia. [1] [3] [2]

Levi yritti kehitellä Luxemburgin ajatusten pohjalta demokraattisemmin suuntautunutta kommunismia, şaka eroaisi Venäjän bolševikkien linjasta. KPD: daha fazla bilgi için tıklayınız. Vuodesta 1924 Levi oli SPD:n edustajana Saksan valtiopäivillä. [1] Hänet tunnettiin tämän jälkeen sosiaalidemokraattien vasemmistosiiven johtajana ja hän julkaisi Politik ve Wirtschaft -nimistä viikkolehteä. Levi kuoli helmikuussa 1930 pudottuaan kerrostaloasuntonsa ikkunasta Berliinissä. Jotkut ovat pitäneet kuolemaa epäilyttävänä, sillä Levi yritti noihin aikoihin saada jälleen Luxemburgin umhaajia oikeuteen, mutta ileisen käsityksen mukaan kyseessä oli tapaturma. [3]


Barnabas'ın Pavlus'la Nasıl Bir Bağlantısı Vardı?

Easton, İncil sözlüğünde, Barnabas ve Pavlus'un Gamaliel okulunda birlikte öğretildikleri için muhtemelen birbirlerini tanıdıklarına inanıyor. Ancak, ilk girişi yapan Barnabas olsa da, öyle görünüyor ki Pavlus, konuşma hevesiyle kısa sürede müjdeleme çabalarıyla daha çok tanınır hale geldi. Barnaba, Pavlus'u Tarsus'ta bulduktan sonra (Elçilerin İşleri 11:25-26), enerjilerini bir araya topladılar ve Antakya'da bir temel kilise kurdular; bu kilise aynı zamanda ilk Mesih takipçilerinin Hıristiyanlar olarak tanındığı yer. İşleri genişledi ve Elçilerin İşleri 13:2'de Kutsal Ruh, Barnabas'ın Saul/Paul ile birlikte kutsal iş için “ayrılmalarını” istedi. Bundan önce, Mukaddes Kitap bu çifti Barnabas ve Saul olarak adlandırdı, ancak bu sıralarda bir şey açıkça değişti ve ters sırada bilinir hale geldiler: Önce Pavlus, sonra Barnabas. Tanrı'nın sözü gelişmeye devam etti ve kısa süre sonra başka bir öğrenci olan John Mark'ı yanlarında Seleucia'dan Kıbrıs'a, Salamis'e ve ardından Baf'a kadar bölgenin birçok yerine getirdiler. Sonunda Yahudi liderler tarafından Yahudi olmayanlarla yaptıkları çalışmalardan dolayı kovuldular, müjdeyi Iconium, Listra ve Derbe'de yaymaya devam ettiler ve sonunda Antakya'ya geri döndüler.

Bu sıralarda, diğer havarilerle diğer uluslardan olan inanlıların sünnet edilmesinin gerekip gerekmediği konusunda derin bir anlaşmazlık yüzünden, ikili meseleyi halletmek için Yeruşalim'e gitti. Her şey çözüldüğünde—Petrus'un dediği gibi, yalnızca Rab İsa'nın lütfuyla kurtuldukları için Yahudi olmayanlardan sünnet olmaları istenmeyecekti (Elçilerin İşleri 15:11)—Barnaba ve Pavlus teşvik edici mesajı insanlara İncil'de ilettiler. Antakya. İşte o zaman, ikisi “o kadar keskin bir anlaşmazlığa düştüler ki, ayrıldılar” (Elçilerin İşleri 15:39). John Mark'ı yanlarında getirip getirmemek konusunda tartışırken, John Mark onları "terk ettikten" sonra kendi yollarına gitmeyi seçtiler. Barnabas, kuzeni John Mark'ı alıp Kıbrıs'a doğru yola çıktı, Pavlus Silas'ı alıp Suriye ve Kilikya'ya doğru yola çıktı.

Pavlus, Galatyalılara yazdığı mektupta, hizmet eden arkadaşı ve kardeşi hakkında sert bir şekilde konuştu ve “onların ikiyüzlülükleri yüzünden Barnaba'nın bile yoldan çıktığını” belirtti (Galatyalılar 2:13). Yine de, tartışma zamanla kendi kendine çözülmüş gibi görünüyor. Pavlus'un Koloselilere yazdığı mektubun sonunda bir uzlaşma jesti gibi görünen bir şekilde, Pavlus şu bağışlayıcı ve lütuf dolu sözleri sunar: "Tutuklu arkadaşım Aristarkus, Barnaba'nın kuzeni Markos'un yaptığı gibi size selamlarını gönderiyor. (Eğer size gelirse, onun hakkında talimat aldınız, onu karşılayın)” (Koloseliler 4:10). İkisi artık hizmet ortağı değil gibi görünse de, onlar hala Mesih'te kardeşlerdi.


Paul Levi

Web de qualité tranant du thème abordé ici, merci de compléter l'article en donnant les web de qualité connaissez des sitelerinin referansları ve makaleleri. références utiles à sa vérifiabilité et en les liant à la bölümü « Notlar ve referanslar »

Né le 11 mars 1883 dans une famille juive antimonarchiste, Paul Levi mene des études de droit et devient avocat. Membre de l'aile gauche du SPD, il est en 1914 l'avocat de Rosa Luxemburg (« antimilitariste propagandası » dökün), avec laquelle il a une brève liison.

Hostile à la guerre mondiale, il participe à la Ligue spartakiste et est hariç 1916 du SPD. En décembre 1918 , la Ligue spartakiste crée le Parti communiste d'Allemagne (KPD) Paul Levi, koordinasyon merkezi.

Au cours de la révolution allemande, et en particulier janvier ve mars 1919'dan sonra, spartakiste, les principaux dirigeants du KPD sont suikastçılar (Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Leo Jogiches). Paul Levi devient, KPD'yi destekliyor. Ekim 1919'da, KPD'nin Parlamento Karşıtı Yasa Dışında Bırakılması, KAPD'nin Hazırlanması. 1920'de, la fusion du KPD avec l'aile gauche de l'USPD, ce qui permet aux communistes de devenir pour la prömiyer fois un parti de masse düzenleyeceğim.

En désaccord avec la politique putschiste dictée par les bolcheviks, Paul Levi 1921'de KPD'den ayrıldı. En avril , après l'échec de la grève insurrectionnelle de mars, il publie une broşürü (Unser Weg, Daha Geniş ve Darbeci) qui critique sévèrement la nouvelle yön du KPD ve l'Internationale communiste yönünde. Il écrit par örnek : « L'executif [de l'Internationale] ne se comporte pa autrement qu'une Tchéka agissant au-delà des frontières russes ». 'Uluslararası' karar verme yetkisi.

Paul Levi crée, un Courant marxiste de gauche'u kabul ediyor - le Kommunistische Arbeitsgemeinschaft (KAG). Ce courant est intégré au sein du SPD en 1922, comme minorité de gauche. Il fonde en 1923 la revü Sozialistische Politik und Wirtschaft, qui elle-même fusionnera avec la revue Der Klassenkampf tr 1928. Levi travaille à l'édition de textes, parfois inédits, de Rosa Luxemburg et de Karl Liebknecht.

Malade des poumons, intihar le 9 février 1930 . En son karar, bir dakika sessizlik, auxquels seuls deux groupes parlementaires redent de s'associer: les nazis et le KPD.


Muhteşem Favorilerimiz: Paul Dillinger, Küresel Ürün İnovasyonu Başkanı

Geçenlerde Levi Strauss & Co. Global Ürün İnovasyonu Başkanı Paul Dillinger ile evcil hayvanı hakkında soru sormak için bir araya geldim.

Paul'un en sevdiği Arşiv seçimi, 30 yıllık hapis cezası sırasında eski bir hükümlü tarafından resmedilen alışılmadık bir çift STA-PREST™ White Levi's® pantolonu. Hapishane Pantolonu olarak adlandırılan Levi's® 2016 yılında satın alındı. Paul, “Pantolon, hapsedilmiş Amerika deneyimine özgün” diyor. "Toplumda -bazen rahatsız edici bir şekilde- boğuştuğumuz sorunların güzel bir göstergesi."

1979'dan 2013'e kadar, bir Kuzey Kaliforniya hapishanesindeki bir mahkûm, Levi's® kot pantolonunu resimledi. Mahkûm, boya yerine tükenmez kalemler ve keçeli kalemler kullandı, her santimini terkedilmiş yüzlerin çizimleriyle, uyuşturucu gereçleriyle ve hatta parmakları saçı temsil eden bir King Tut kafasıyla kapladı. Diğer görüntüler, hikayeleri çizmek için kullanılan siyah kalemler kadar karanlık, ürkütücü ve meraklının genel bir karışımı.

Paul için Levi's® kot pantolonlar, süslenmiş bir giysiden daha fazlasıdır. “Pantolon böylesine politik bir konuyu simgeliyor” diyor. “Bir hakikati konuşuyorlar. Onlar bir şiir.”

Paul'ün hayali, Hapishane Pantolonunun özgün bir kopyasını yaratmaktır. "F.L.X'imizi kullanarak dijital olarak tekli infazlar sunmayı çok isterim. işlem."

LS&Co'ya ayak uydurmak istiyorum. Arşivler ve diğer harika LS&Co. miras haberleri? Tracey'i Twitter'da, @TraceyPanek'te takip edin ve Unzipped'i izlemeye devam edin!


PATTY ve PAUL LEVI

Patty Levi, Paul'ü periodontoloji öğretme ve uygulama çabasında yaklaşık elli yıldır desteklemiştir. Evlendikten sonra Paul, doktora sonrası periodontal programa Tufts Üniversitesi Diş Hekimliği Okulu'na (TUSDM) girdi. Paul'ün 27 yıl boyunca Vermont Üniversitesi Diş Hijyen Okulu'nda ders verdiği Burlington, Vermont'a taşındılar. Paul daha sonra Harvard Diş Hekimliği Okulu'nda ders vermeye başladı ve o ve Patty iki günlüğüne Boston'a gidecekti. Harvard'da dokuz yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Paul, TUSDM'de yarı zamanlı bir pozisyonu kabul ederken, Harvard'da yılda birkaç gün ders vermeye devam etti. Bu adlandırılmış ödüle sahip olmaktan büyük onur duyuyorlar ve bunun koruyucu diş hekimliği ve periodontoloji bilgilerini öğrencilere ve halka artıracağına kuvvetle inanıyorlar.

Daha fazla bilgi için

Herhangi bir AAP Vakfı Ödülleri ile ilgili başka sorularınız varsa, lütfen iletişime geçin:

Ariel A. Medoff, MA, MLIS
Ödüller Koordinatörü
Amerikan Periodontoloji Akademisi Vakfı
737 K. Michigan Bulvarı, Süit 800
Şikago, IL 60611
Telefon: 800-282-4867, dahili. 3254 veya 312-573-3254
E-posta: [email protected]

İlham Verici Hikayeler Gustavo Avila Ortiz'in fotoğrafı.

“Öğrettiğim her gün daha iyi hissediyorum. Harika bir kurumda sevdiğim bir işe sahip olduğum için kendimi ayrıcalıklı bir birey olarak görüyorum. Aynı zamanda, etkileşimde bulunduğum öğrencilerin kariyerlerini ve yaşamlarını olumlu yönde etkileme yeteneğine sahip olmak, kendimi daha da iyi hissettiriyor. Bir öğrenci olarak kendi kişisel deneyimlerim, mentorluğun önemini anlamama yardımcı oldu, bu nedenle, hem doktora öncesi hem de doktora sonrası öğrencilere ilham vermek ve desteklemek için elimden geleni yapıyorum. 2011 yılında aldığım AAP Foundation Teaching Fellowship bursunun sağladığı gönül rahatlığı nedeniyle son iki yıldaki ilerlememin muazzam olduğunu düşünüyorum. ”diyor Gustavo Avila-Ortiz, DDS, MS, PhD.

Biz Araştırmalıyız

Periodontolojiyi bilimsel diş hekimliğinin en ileri noktasında tutmak için araştırmaları finanse ediyoruz. Devamını oku.

Biz Eğitimiz

Gelecek nesilleri güçlendirerek periodontolojinin geleceğini garanti altına alıyoruz. Devamını oku.

Biz Vizyoneriz

Vizyoner Cemiyet, 2000 yılında gelecekteki varlıkların hediye edilmesini teşvik etmek için başlatıldı. Devamını oku.


Videoyu izle: ACTV 70 Singer Arev Baghdasaryan Original Armenian Teletime (Mayıs Ayı 2022).