Tarih Podcast'leri

Carrhae'nin Kayıp Lejyonu: Çin'de Bir Roma Lejyonu Sona Erdi mi?

Carrhae'nin Kayıp Lejyonu: Çin'de Bir Roma Lejyonu Sona Erdi mi?

Roma ve Çin, etki alanlarındaki kültürleri şekillendiren iki büyük medeniyettir. Bunlar aynı zamanda çoğunlukla birbirinden izole edilmiş gibi görünen kültürlerdir. Bu nedenle, Batılı bilim adamları Çin'i ve Çinli bilim adamları Batı'yı incelemeye başladığından beri kültürler arasındaki herhangi bir temas tarihçileri büyülemiştir. Bu, üyeleri Çin'in Liqian kentinde sona ermiş olabilecek kayıp Carrhae lejyonununki gibi hikayeleri içerir.

Carrhae'nin Kayıp Lejyonu Efsanesi

Efsane, MÖ 53'te Romalı general Marcus Licinius Crassus ve Partlı general Surena arasındaki Carrhae Savaşı ile başlar. Carrhae, günümüz Suriye-Türkiye sınırına yakın bir yer. Antik çağda, batıda Roma İmparatorluğu'nun ve doğuda Part İmparatorluğu'nun sınırlarına yakındı.

Crassus zaten Roma cumhuriyetindeki en zengin adamlardan biriydi, ancak Partların zenginliğine erişme arzusu vardı, bu yüzden Senato'yu 42.000 Roma askerini Partlara karşı savaş alanına götürmesine izin vermeye ikna etti. Savaşta Crassus ve ordusu, Surena ve 10.000 okçusunun elinde küçük düşürücü bir yenilgiye uğradı. Crassus bir ateşkes görüşmesi yapmaya çalıştı ancak bu sırada öldürüldü. Efsaneye göre, açgözlülüğünün cezası olarak boğazına sıvı altın döküldü. Ayrıca iddiaya göre başı kesildi ve vücuduna saygısızlık edildi.

  • Avrasya Bozkırlarının Polovtsian Heykelleri
  • Amerika Kıtasının Sakallı Tanrıları İsa Dirildi mi?! Belki. Ama Tüylü Yılan Neden Her Yerde?
  • Commodus - Gladyatör Olarak Savaşan Çirkin İmparator

Louvre, Paris'te bulunan Marcus Licinius Crassus'un büstü. ( Kamu Malı )

Hayatta kalan Romalı askerlerden 10.000'i Partlar tarafından canlı olarak ele geçirildi. Bazı hesaplara göre, Part İmparatorluğu'nun doğu sınırına taşındılar. Büyük olasılıkla şu an Türkmenistan'a gönderildiklerine inanılıyor. Doğudaki rakipleri Hunlara karşı sadakatlerini güvence altına almak için batıda yakalanan savaş esirlerini uzak doğuya göndermek bir Part geleneğiydi.

17 yıl sonra, MÖ 36'da, Han Çin İmparatorluğu'nun batı sınırında, Çin ile klasik bir Çin düşmanı olan Hunlar arasında Zhizhi savaşı yapıldı. Çin yıllıkları, "balık pulu" oluşumu kullanan Hunların tarafında savaşan paralı askerleri kaydeder. Balık pulu oluşumu Çinlileri etkiledi ve askerleri Çin'e geri dönmeye ve modern Gansu eyaletindeki sınır muhafızlarının bir parçası olmaya davet ettiler. Onlar için Li-Jien veya Liqian adında bir şehir ve ilçe de yapıldı.

Testudo oluşumu. (Neil Carey/ CC BY SA 2.0 )

Carrhae'nin Kayıp Lejyonu ve Gizemli Ordu

Paralı askerler tarafından kullanılan balık pulu oluşumunun Çince açıklaması, deneme Roma lejyonları tarafından uygulanan oluşum. Bu, bu gizemli askerlerin aslında kendilerini Hunlar için paralı askerler olarak kiralayan Carrhae Savaşı'ndan sürgün edilmiş Roma lejyonerleri olduğuna dair popüler teoriye yol açtı.

Bu fikir ilk olarak tarihçi Homer Dubs tarafından önerildi. Dubs, sürgündeki bazı askerlerin Roma'ya geri dönmeye çalışmaktan vazgeçtiklerini ve kendilerini bölgedeki yerel savaş ağaları için paralı askerler olarak işe aldıklarını savundu. Bu eski Romalı askerlerden bazıları kendilerini Çinlilere karşı verdikleri savaşta Hunlar için çalışırken bulmuş olabilirler.

Bu teorinin savunucuları Liqian'ı aradılar ve bulduklarına inanıyorlar. Zhelaizhai, Lanzhou yakınlarında modern bir köydür. Kasaba hakkında ilginç olan şey, orada yaşayan insanların, çevredeki insanların çoğunun görünümüyle tezat oluşturan kahverengi saç ve mavi göz gibi özelliklere sahip olmasıdır. Ek olarak, üzerinde "teslim olanlardan biri" yazan Çince karakterlerle bir kask bulunduğu bildirildi. İlgi çekici diğer iki eser, Roma tarzı bir su kabı ve Romalıların kale inşa etmek için kullandıklarına benzer kazıklara sahip bir ağaç gövdesidir. Köylülerin ortaya çıkışı ve olağandışı eserlerin keşfi, efsaneye inanan birçok kişinin Zhelaizhai'yi Liqian ile özdeşleştirmesine yol açtı. Efsane popüler hale geldiğinden, kasaba onu turist çekmek için kullandı, hatta Roma tarzı binalar ve heykeller inşa edecek kadar ileri gitti.

Gerçeklerin Değerlendirilmesi

Olağandışı köyün sakinlerinin yerinden edilmiş Romalıların torunları olması mümkün mü? Bu hem Çinli hem de Batılı bilim adamlarının ilgisini çekmiştir. Lanzhou Üniversitesi'nden yapılan bir genetik çalışma, kasaba sakinlerinin Avrupa ile bağlantıları olduğunu gösterdi, bu da teoriyi daha makul kılıyor, ancak kasabanın eski İpek Yolu boyunca inşa edildiği ve batılı nüfuslarla bağlantıların daha fazla olduğu da doğru. muhtemelen Romalı olup olmadıklarına bakılmaksızın. Kaydedilen bir diğer bağlantı, “Li-Jien” adının Çince konuşulduğunda “lejyon” gibi ses çıkarmasıdır. Bazıları bunu, adın orijinal olarak kelimeden türetildiğini iddia etmek için kullandı.

Öte yandan, birçok bilim adamı, hipotezin uygulanabilirliği konusunda şüphelere sahiptir. Bir grup Romalı paralı askerin Çin'in batısına kadar gelmiş olması mümkün olsa da, bu hala çok büyük bir mesafe. Ve ikinci derece kanıtlar olsa da, geçmişte Romalıların Liqian'da bulunduklarını doğrulayacak hiçbir kanıt yok.

Romalı askerlerin modern bir temsili. ( CC0)

Roma tarzı çömlek ticaret yoluyla elde edilmiş olabilir ve diğer eserler benzersiz Roma değildir. Ayrıca, Akdeniz bölgesi ile genetik bağları olan ve sarı veya kahverengi saç gibi özelliklere sahip birçok Orta Asya etnik grubu bulunduğundan, köylülerin fiziksel görünümleri ve genetik ilişkileri doğrudan Akdeniz halklarından gelmelerini gerektirmez. Mavi gözlü.

Avrupa veya Akdeniz soylarına sahip olsalar bile, kasaba eski İpek Yolu'nun bitişiğinde olduğundan, uzak gezginlerle herhangi bir zamanda evlilikleri daha olası hale getirdiğinden, bu mutlaka kayıp bir Roma lejyonunun soyundan gelmeleri gerektiği anlamına gelmez. Bu problemler teoriyi dışlamaz, fakat aynı zamanda onu doğrulanmamış bırakır.

Diğer bir konu ise Li-Jien adının lejyon kelimesiyle ilgili olma ihtimalinin düşük olmasıdır. İsmin etimolojisini araştıran Çinli bilim adamları, bunun Roma ile değil, Ptolemaios Mısır'ı ile bağlantısı olan Lixuan eyaleti ile ilgili olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla Batı Akdeniz dünyasıyla bir bağlantı olsa bile, bu görüşe göre Roma bağlantısından ziyade Yunan bağlantısı olması daha olasıdır.

Ptolemy I Soter'in büstü, Mısır kralı (MÖ 305 - MÖ 282) ve Ptolemaios hanedanının kurucusu. Tanımlama, madeni paralara dayalıdır. Augustin Pajou tarafından kısmen restore edilmiştir. ( Kamu Malı )

Liqian Halkı Kayıp Roma Ordusuyla Akraba Olabilir mi?

Antik çağda Roma ve Çin birbirlerinden haberdar olduklarından ve o zamanlar iki imparatorluk arasında seyahat etmek mümkün olduğundan, bu hipotez daha makul hale getirildi. Bir Roma lejyonunun Çin'e ulaşması mümkündür, ancak kanıtlar kesin değildir.

  • Yeni Araştırmalar Bazı Eski Mısırlıların Doğal Olarak Açık Saçlı Olduğunu Gösteriyor
  • Yeniden Doğuş ve Gençleşme: Eski Yeni Yıl Gelenekleri Bugün Şenlikleri Nasıl Etkiledi?
  • Gerçek Aryanlar: Onlar Gerçekten Kimdi ve Kökenleri Nasıl Bozuldu?

Genetik bulgular, kasaba halkının yerel bir Kafkas popülasyonundan geldiği ve antik çağda kasabada bir Roma varlığına dair tartışmasız arkeolojik kanıt olmadığı şeklinde de yorumlanabilir.

Bu çocuk eski bir Romalının akrabası olabilir mi? ( Unz İnceleme )

Bu sorunlar, kayıp bir Roma lejyonunun Çin'de sona erme olasılığını ortadan kaldırmaz, sadece daha az kesin kılar. Ancak kesin olan bir şey var ki, Liqian halkının bölgede çevredeki insanlardan farklı olduğu, açıklanamayan bir gerçek.


Çin'deki Romalılar: Carrhae'nin Kayıp Lejyonları

MÖ birinci yüzyıldaki Romalılar, belki de çevresinde en çok büyüyen imparatorluklardı. Sezar ve Pompey ve Octavianus ve Marc Antony'nin iç savaşları sahneye hakim olsa da, etraflarında çok daha fazlası oldu. MÖ 53'te Spartaküs'ü yenen ve Roma'nın en zengin adamı Marcus Licinius Crassus komutasındaki bir Roma ordusu, Roma gücünü günümüz İran'ı olan Parthia'ya genişletmeye çalıştı. Surena komutasındaki bir Part ordusu tarafından karşılanmadan önce Türkiye'nin güneydoğusundaki günümüz Harran'ına kadar geldi.

Crassus biraz fazla ukalaydı ve bu aşağı barbarlara karşı zaferin kolay olacağını düşünerek ileri atıldı. Partlar, o sırada dünyanın gördüğü en seçkin atlı okçulara sahip verimli bir yarı profesyonel ordu olduğu için ne yazık ki yanılmıştı. Carrhae savaşı olarak bilinen bir katliamda Romalılar neredeyse tüm ordularını kaybettiler ve Crassus öldürüldü. Kalan 10.000 kadar Romalı lejyoner yakalandı.

Partililer, yakalanan askerleri sınır muhafızı olarak istihdam etme konusunda standart bir uygulamaya sahiptiler. 10.000 lejyoneri doğu sınırlarına transfer ederek, muhtemelen yeni kaderlerini kolayca kabul edecek olan Romalılar için gerçekçi bir kaçış şansını engellediler. Chen Tang komutasındaki bir Çin ordusu, Kazakistan'da Kırgızistan sınırına yakın bir yerde bulunan ve bugün Taraz olarak bilinen bir sınır kasabasına saldırdığında, Zhizhi savaşında yaklaşık 17 yıl boyunca askerlerin kayıtları yok oldu. Çinli tarihçiler, savunucuların kalkanlarını “balık pulu” şeklinde tuttuklarını belirtiyorlar. Kasaba için mücadele yoğundu ama Çinliler galip geldi. Bu noktada Han Hanedanlığı altındaki Çinliler, güçlerinin zirvesine yakındı, bu savaş onların Batı'ya doğru en büyük genişlemesini temsil ediyordu ve zaferleri kısmen, yerel halkın çoğu korkudan Çinlilere sığındığı için elde edildi.

Çinliler bu yabancı savaşçılardan o kadar etkilendiler ki onları başka bir sınır kasabasına yerleştirdiler, bu sefer Çin ile Tibet arasındaki sınırı koruyorlardı, çünkü Tibet baskınları bu sıralarda nadir değildi. Çinliler tarafından Liqian/Li-Jien olarak bilinen ve “lejyon” olarak telaffuz edilen bu kasabada 100 ila 1000 veya daha fazla asker herhangi bir yere yerleşti. Bu adamların ağaç gövdesi karşı ağırlık inşaat aletleri gibi araçları kullandıkları ve bölgeyi Akdeniz'de yaygın, ancak Asya'da oldukça nadir görülen kare bir kaleye dönüştürdükleri biliniyordu.

muzaffer Surena

Görünüşe göre bu Romalılar Liqian'da barış içinde yaşadılar ve 2.000 yıl sonra, modern Liqian'daki köylülerin %50'sinden fazlasının yeşil ve mavi gözleri, artan ortalama boyu ve belirgin Roma burunları gibi diğer ayırt edici özellikleri içeren Kafkas soyuna sahip olduğuna dair DNA kanıtlarımız var. Küçük köydeki insanlar atalarının farkında ve gurur duyuyor, Romalıları kutluyor ve Roma lejyonlarının çokça tapılan bir hayvanı olan boğalara düşkün bir ilgi gösteriyor.

Roma lejyon(lar)ının uzun yolculuğu, Roma'nın kendisinden 3.000 mil (5.000 kilometre) ve yaklaşık 5.000 mil uzakta olan Carrhae'de kaybetti. Talessman CC BY 3.0 tarafından

Pek çok modern tarihçi, Çin'deki lejyonerlerin hikayesini gerçeklerden çok bir peri masalı olarak kesinlikle reddediyor, ancak bazı önde gelen tarihçiler hala bu olaylar dizisinin oldukça olası ve hatta teorilerin en olası olduğunu iddia ediyorlar. Bir masalın inanması zor olması onu gerçek dışı yapmaz. Asya kaynaklarından yapılan her referansta, yabancıların Carrhae'de yakalanan 10.000 lejyonerden başkası olmadığı görülüyor. Bilgideki tek boşluk, Moğollar şehri Zhizhi savaşında ellerinde tutarken, Romalıların Part kontrolünden Moğol kontrolüne geçmesidir. Görünüşe göre Romalılar ya yakalanıp tekrar nakledildiler ya da daha çok paralı asker olarak satıldılar.

Part atlısı. at orta atlamadayken çekilmiş bir yaya dikkat edin Partililer atlı okçulukta uzmandılar. Jean Chardin Tarafından Jean Chardin – CC BY-SA 3.0

Savaşta "balık pulu" oluşumları neredeyse kesinlikle iyi bilinen Testudo oluşumudur ve profesyonel uygulama deneyimli askerlere işaret eder. Bu Romalılar bunca yıl boyunca sadece birbirlerine eşlik edeceklerdi, bu yüzden olağanüstü bir disipline sahip olduklarını ve eğitimlerini sürdürdüklerini düşünmek anlaşılabilir, bu da onların Zhizhi'de o kadar etkileyici bir gösteriye sahip olmalarına yol açacaktı ki, Çinliler onları kendilerini korumak için kullandı. bölge.

Romalıların modern torunları, Roma'nın varlığının iyi bir kanıtıdır, ancak iki teori daha mümkündür. Liqian kasabası çok kültürlü İpek Yolu'nun yakınındaydı, bu nedenle Kafkas DNA'sı yoldaki gezginlerden olabilir. Diğer bir olasılık da, savaştaki askerlerin ve Çin kasabasının yerleşimcilerinin aslında Büyük İskender'in ordusunun torunları olmalarıdır, ancak bu, olayların İskender'in kampanyalarından birden fazla nesil uzaklaştırılması ve Zhizhi'deki ordunun açıkça savaşmakta olduğu için bu daha da olası görünmemektedir. profesyonel ve batılı bir yol.

Hikayeyi doğrulamak için geriye kalan tek kanıt, Liqian'daki Roma sikkeleri veya diğer eserler olacaktır. Hikaye doğruysa, profesyonel askerliğe sıkı sıkıya bağlı kalmanın ardından trajik bir kaybın inanılmaz bir hikayesi. Liqian'a yerleştiklerinde bu askerler kırklı ve ellili yaşlarında olacak ve emekliliği dört gözle bekliyor olacaklardı. Torunlarının DNA'sına dayanarak, pek çok Tibet baskınına maruz kalmamış gibi görünüyorlar ya da belki tekrar teste tabi tutuldular ve sonunda kendi topraklarını korudular.


Kayıp Roma Lejyonu

Antik Roma lejyonları, tarihte bilinen en Badass Ordularından birini oluşturuyordu. Bununla birlikte, güçlü, disiplinli ve başarılı olmalarına rağmen, birçok durumda yenilmez değillerdi, savaşta yenildiler ve bazen tek bir dramatik savaşta bütün bir lejyon yok edildi ya da sefer sırasında hiçbir şey olmadan ortadan kayboldular. ne olduğunu anlatmak için döndü.

Tabii ki, insanlar eylemde kaybolan lejyonerlere ne olduğu hakkında spekülasyon yapmakta özgürler. İşte bu kinaye burada devreye giriyor.

Bu mecazın oynadığı genellikle iki farklı yol vardır:

  1. Hikaye, kayıp lejyona ne olduğunu bulmak ve (mümkünse) Kartal Standartlarını geri almak için gönderilen başka bir Roma lejyonunu takip ediyor. Bu, Tarihsel Kurguda daha sık görünme eğilimindedir.
  2. Hikaye, kayıp lejyonun kendisini ve / veya torunlarını takip eder (geride bıraktığı varsayılarak). Tarihsel Kurguda da biraz yaygın olsa da, uzayda, zamanda veya boyutta yer değiştiren bir Roma lejyonu fikri, Bilim Kurgu ve Fantastik'te klişe olarak kabul edilecek kadar sık ​​kullanılmıştır. Her zaman mutlu bitmez.

Bu komployu kullanan birçok hikaye, Roma tarihindeki üç özel gerçek "kayıp lejyon" vakasından herhangi birinden esinlenmiştir: Marcus Licinius Crassus'un Carrhae Savaşı'ndaki yenilgisi, Teutoberg Ormanı'nda üç lejyonun yok edilmesi veya gizemli bir vaka. Dokuzuncu Lejyon.


Roma Dokuzuncu Lejyonu'nun gizemli kaybı

Bournemouth Üniversitesi'nden arkeolog Dr. Miles Russell, Roma'nın Dokuzuncu Lejyonu'nun ortadan kaybolması tarihçileri uzun süre şaşırttı, ancak İngiltere-İskoçya sınırını oluşturan olay vahşi bir pusu olabilir mi diye soruyor.

Roma Britanyasının en kalıcı efsanelerinden biri, Dokuzuncu Lejyon'un ortadan kaybolmasıyla ilgilidir.

Roma'nın en iyi 5.000 askerinin, bir isyanı bastırmak için kuzeye yürürken Kaledonya'nın dönen sisleri arasında kaybolduğu teorisi, yeni bir film olan Kartal'ın temelini oluşturuyor, ancak bunun ne kadarı doğru?

İyi eğitimli, ağır zırhlı profesyonel bir orduya küçük düşürücü bir yenilgi veren dezavantajlı bir İngiliz savaşçı grubu olan Roma Dokuzuncu Lejyonu'nun kaybını çevreleyen hikayelerin çekiciliğini anlamak kolaydır.

Bu, mazlumun nihai zaferi - her şeye rağmen beklenmedik bir zafer hikayesi. Ancak son zamanlarda, hikaye hem İngiltere'nin hem de İskoçya'nın ulusal bilincine daha fazla sızdı.

İngilizler için, Dokuzuncu Katliamı, yerli "Davids"in, amansız bir Avrupalı ​​"Goliath" ile başarılı bir şekilde mücadele etmesinin ilham verici bir hikayesidir. Braveheart'ın kültürel etkisi bir yana, devredilmiş hükümet ve ulusal kimlik konusundaki tartışmalar düşünüldüğünde, İskoçlar için hikaye ekstra geçerlilik kazandı - monolitik, Londra merkezli emperyalistlere direnen özgürlük seven dağlılar.

Dokuzuncu Efsane, başyapıtı The Eagle of the Ninth, 1954'te yayınlandığında anında en çok satanlar haline gelen ünlü romancı Rosemary Sutcliff sayesinde şekillendi.

O zamandan beri, nesiller boyu çocuklar ve yetişkinler, genç bir Roma subayı olan Marcus Aquila'nın, Dokuzuncu ile birlikte kaybolan babası ve onun nerede olduğu hakkında gerçeği ortaya çıkarmak için Hadrian Duvarı'nın kuzeyine seyahat eden hikayesiyle büyülendi. Lejyon'un savaş sancağı, bronz kartal.

Tarihçiler, hem kitabın hem de filmin yanlış olduğunu savunarak, Dokuzuncu'nun Britanya'da hiç kaybolmadığını öne sürerek karşı çıktılar. Teorileri çok daha sıradandı - lejyon, aslında, Kuzey İngiltere'nin soğuk genişliğini Orta Doğu'daki kurak atıklarla değiştiren stratejik transferin kurbanıydı. Burada, MS 160'tan bir süre önce, Perslere karşı bir savaşta yok edildiler.

Ancak, bu görüşün aksine, Dokuzuncuların İngiltere'den çıkarıldığına dair tek bir kanıt yok. Bu sadece bir tahmindir ve zamanla dökme demirden bir kesinlik parlaklığına kavuşmuştur. Hollanda'da Nijmegen'de bulunan Dokuzuncu'nun birim numarasını taşıyan üç damgalı karo, İngiltere'den transfer fikrini desteklemek için kullanıldı.

Ancak bunların hepsi, Dokuzuncu Müfrezelerin gerçekten de Ren'de Germen kabileleriyle savaştığı zaman, MS 80'lere kadar uzanıyor. Dokuzuncunun Britanya'yı temelli terk ettiğini kanıtlamıyorlar.

Aslında, Roma İmparatorluğu'nun herhangi bir yerinden Lejyon'un varlığına ilişkin son kesin kanıt, MS 108'e tarihlenen bir yazıtın, Dokuzuncuyu kaleyi taştan yeniden inşa ettiğini gösteren York'tan gelmektedir. O zamandan, tüm Lejyonların bir kaydının derlendiği 2. Yüzyılın ortaları arasında bir süre, birimin varlığı sona ermişti.

Ama Dokuzuncuya ne oldu?

2. Yüzyılın ilk yılları Britanya için derinden travmatikti. Romalı yazar Fronto, imparator Hadrian (MS 117 - 138) döneminde çok sayıda Roma askerinin İngilizler tarafından öldürüldüğünü gözlemledi.

Bu kayıpların sayısı ve tam kapsamı bilinmiyor, ancak açıkça önemliydi. 3. Yüzyılda derlenen, anonim olarak yazılan Augustan Tarihi, Hadrian imparator olduğunda "Britanyalıların Roma kontrolü altında tutulamayacağını" belirterek daha fazla ayrıntı sağlar.

İngiliz sorunu, Roma merkezi hükümetini derinden ilgilendiriyordu. İtalya'daki Ferentinum'da bulunan bir mezar taşı sayesinde, Hadrianus'un saltanatının başlarında, "İngiliz Seferi" sırasında adaya 3.000'den fazla askerden oluşan acil durum takviye kuvvetlerinin akın ettiğini biliyoruz. İmparator MS 122'de adayı "birçok hatayı düzeltmek" için ziyaret etti ve beraberinde yeni bir lejyon olan Altıncı'yı getirdi.

York'un lejyoner kalesinde ikamet etmeleri gerçeği, Fronto'nun ima ettiği personel "büyük kayıplarının" Dokuzuncu saflarda meydana geldiğini gösteriyor.

Görünüşe göre Sutcliff haklıymış.

Ayaklanmanın yükünü çeken ve 2. yüzyılın başlarındaki Britanya'nın kargaşasında isyancılarla savaşan günlerini sona erdiren, Britanya'daki tüm lejyonlar arasında en açıkta kalan ve en kuzeyde bulunan Dokuzuncu lejyondu.

Böyle elit bir askeri birliğin kaybı, günümüze de yansıyan beklenmedik bir dönüşe sahipti. İmparator Hadrian, büyük bir birlik dalgasının başında İngiltere'yi ziyaret ettiğinde, adada istikrarı sağlamanın tek bir yolu olduğunu fark etti - bir duvar inşa etmesi gerekiyordu.

Hadrian Duvarı, işgalcileri Roma topraklarından uzak tutmak ve eyaletteki potansiyel isyancıların kuzeydeki müttefiklerinden destek alma umudunun kalmamasını sağlamak için tasarlandı. Bu noktadan itibaren, büyük bölünmenin her iki tarafındaki kültürler farklı oranlarda ve çok farklı şekillerde gelişti.

Dokuzuncu'nun nihai mirası, Britanya'yı sonsuza dek bölen kalıcı bir sınırın yaratılmasıydı. İngiltere ve İskoçya'nın bağımsız krallıkları haline gelecek olan şeylerin kökenleri, bu en şanssız Roma lejyonlarının kaybına kadar takip edilebilir.

Dr Miles Russell, Bournemouth Üniversitesi'nde Tarih Öncesi ve Roma Arkeolojisi alanında kıdemli öğretim görevlisidir.


Bölüm 3 - Kayıp Roma Lejyonu Antik Çin'e Yerleşti mi?

1957'de Amerikalı sinolog Homer H. Dubs Çin'de Bir Roma Şehri, akademisyenin bir grup Roma askerinin imparatorluğun batı ucunda Batı Han Hanedanlığı için sınır muhafızları olarak çalıştığı teorisini detaylandıran bir kitap. Dubs, bu eski gurbetçilerin, Roma'nın MÖ 53'teki Carrhae Savaşı'nda Parthia'ya verdiği feci kayıptan kurtulanlar olduğunu ve daha sonra Çin birlikleriyle savaşa girmeden önce Part İmparatorluğu'nun doğu cephesine taşındıklarını ileri sürüyor. Dubs, yenilgide, yerinde olmayan lejyonerlerin Batı Han Hanedanlığı tarafından “Çinlilerin elbette Roma için isimlerini verdiği Lijien (şimdi Liqian) olan özel olarak oluşturulmuş bir sınır şehrine” taşındığını iddia ediyor.

Bugün, Liqian, Gansu eyaletinde bulunan, toprağa sıkıştırılmış evlerden oluşan küçük bir köydür. Çin'de Bir Roma ŞehriDubs'ın teorisi araştırmacıları, arkeologları ve hatta genetikçileri kasabayı ziyaret etmeye yöneltti ve hepsi de aynı heyecan verici soruları yanıtlamak istedi: Antik Çin'e bir Roma lejyonu mu yerleşti? Ve eğer öyleyse, bugün Liqian'da yaşayanlar bu kayıp birliklerin torunları mı?


Teori doğru mu?

Son zamanlarda yapılan pek çok çalışma, bu teorinin yanlış olduğunu göstermeye çalışmaya adanmıştır. Aslında, son zamanlardaki genetik araştırmalar, Roma kökenli bir hipotezi dışlıyor gibi görünüyor.

Ayrıca, İpek Yolu ırklar arası evlilikleri desteklediği için bu bölgedeki nüfusta Kafkas özelliklerinin ortaya çıkması garip değil, ancak daha da önemlisi bölgenin orijinal nüfusunun (Romalılar ve Han hanedanından çok daha yaşlı) olması gerçeğidir. , Tarım Mumyalarının belirttiği gibi Kafkas özelliklerine sahip göçebeler olduğu bilinmektedir. Bugüne kadar Roma kökenli hiçbir nesnenin bulunamaması da teorinin meşruiyetini azaltmaktadır.

Şahsen, bu fotoğraflara bakmanın Liqian sakinlerine gurur duyacakları bir şey vermiş zarif bir teori olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında, bölgede bazı kayıp turistleri çeken ekonomik bir gelişme yarattı. Öyleyse, Liqian'ı Roma Kayıp Lejyonu tarafından kurulan kasaba ilan etmenin zararı nerede?


Bir Grup Kayıp Romalı Asker Çin'de Bir Şehir Buldu mu?

MÖ birinci yüzyılda, bir grup Romalı askerin, sonunda Çin'e yerleşmeden önce, çeşitli halklar için paralı askerler olarak savaşarak ve başkaları tarafından ele geçirilerek, yanlışlıkla Asya kıtasını nasıl dolaştığına dair çok popüler bir hikaye var. . Bu gerçekten büyüleyici bir hikaye, ama ne yazık ki, muhtemelen hiçbir gerçekliği yok.

Sözde "kayıp Roma lejyonu" hikayesi

Hikayenin gerçekten olduğunu bildiğimiz kısmıyla başlayalım. MÖ 50'lerde, geç Roma Cumhuriyeti etkisini Orta Doğu'ya doğru genişletiyordu. Bununla birlikte, o sırada Orta Doğu'nun çoğu, Pers Pers İmparatorluğu tarafından yönetiliyordu. Bu doğal olarak Romalıları ve Partları çatışmaya soktu. MÖ 53 Mayıs'ın başlarında, general Marcus Licinius Crassus komutasındaki Roma kuvvetleri, Carrhae Savaşı'nda şu anda Türkiye'nin güneydoğusunda bulunan Harran bölgesinde Partlarla karşı karşıya geldi.

Romalılar için ters gitmiş olabilecek her şey ters gitti. Romalıların müttefikleri, sahip oldukları neredeyse tüm süvarileri yanlarına alarak savaştan önce onları terk ettiler. Karşı karşıya kaldıkları Part ordusu, yaklaşık 9.000 atlı okçu ve yaklaşık 1.000 katafrakttan oluşuyordu. Romalılar çok daha büyük sayılara sahip olsalar da, tamamen yenilgiye uğradılar. Yaklaşık 20.000 Romalı öldürüldü ve yaklaşık 10.000 kişi daha esir alındı. Crassus'un kendisi idam edildi. Sonuç olarak, savaş Romalılar için aşağılayıcı bir yenilgiydi.

YUKARIDA: Carrhae Savaşı'nda kuvvetleri yöneten Romalı general Marcus Licinius Crassus'un Roma mermeri portre başı. Crassus, Partlar tarafından idam edildi. Hayatta kalan ve yakalanan güçleri Part İmparatorluğu'nun doğu sınırlarına nakledildi.

Savaştan sağ kurtulan ve Partlar tarafından esir alınan Romalı lejyonerler, Part İmparatorluğu'nun en doğu ucuna gönderildiler. Onlara daha sonra ne olduğunu kimse kesin olarak bilmiyor, ancak 1941'de Amerikalı Sinolog Homer Dubs (1892 – 1969 yaşadı) son derece cüretkar ve spekülatif bir hipotez önerdi.

MÖ 36'da, Carrhae Savaşı'ndan kabaca on yedi yıl sonra, Han Hanedanlığı Çin'in Batı Bölgeleri valisinin komutan yardımcısı Chen Tang, Han Hanedanlığı sınırlarının bin mil batısında, Xiongnu'ya saldırmak ve öldürmek için bir grev kuvvetine liderlik etti. O sırada Kangju krallığında bulunan lider Zhizhi, Orta Asya'da, şimdi Özbekistan'da bulunuyor.

Eski Han'ın TarihiMÖ 206'dan MS 23'e kadar olan Han Hanedanlığı tarihi, tarihçi Ban Gu (MS 32 - 92'de yaşamış) tarafından MS 111'de derlenmiştir ve daha önceki kaynaklara dayanarak, Chen Tang'ın Zhizhi'nin kalesine yaptığı baskın sırasında “birden fazla Zhizhi'nin yüzlerce" askeri "balık pulu oluşumunda" dizildi. Eski Han'ın Tarihi ayrıca şehir kapısının çift parmaklıklı olduğunu da kaydeder.

Dubs, Chen Tang'ın baskını sırasında Zhizhi'nin askerleri tarafından yapılan "balık pulu oluşumu" arasındaki çarpıcı benzerliği fark etti. Eski Han'ın Tarihi ve ünlü Roma deneme (yani, "kaplumbağa") oluşumu, bir grup Romalı'nın kalkanlarını hem yanlarda hem de üstte üst üste bindirerek kendilerine düşmanlardan tam bir kalkan koruması sağlar. Çift çitten söz edilmesi de ona güçlü bir şekilde Romalıları hatırlattı.

Dubs, Carrhae Savaşı'ndan sonra esir alınan Romalıların, Partlar tarafından Zhizhi'ye takas edilmiş olabileceği veya belki de Partlardan kaçıp Zhizhi'ye katılabilecekleri konusunda spekülasyon yaptı. Chen Tang'ın baskını sırasında "balık pulu oluşumunu" yapan askerlerin belki de aslında NS Romalı askerler.

Eski Han'ın Tarihi Chen Tang'ın baskınından sonra 145 düşman askerinin yakalandığını ve bin kadarının teslim olduğunu kaydeder. Mahkumlar, Chen Tang'ın seferini destekleyen çeşitli krallar arasında köle olarak bölündü. Dubs, belki de Romalıların yakalananlar arasında olduğunu düşünüyordu.

Dubs, MS 5 civarında bir Çin nüfus sayımının, Çin'in kuzeybatısındaki Gansu Eyaletinde “ adlı bir kasabanın varlığını kaydettiğini fark etti.Liqián” (驪靬), Roma İmparatorluğu'nun birkaç Çince adından biriydi. Dubs, bu şehrin, Zhizhi'nin kalesine yapılan baskının ardından Çinliler tarafından ele geçirildiğine inandığı Romalılar tarafından kurulmuş olabileceğini tahmin etti.

YUKARIDA: Romalı askerlerin, M.Ö. 107 ve c. 113 AD.

YUKARIDA: Fotoğraf Wikimedia Commons'tan bir Roma testudosunu yeniden yaratan modern reenaktörlerin

Liqian'ın (eski adıyla Zhelaizhai) modern yeniden markalaşması

Dubs yazarken, Gansu Eyaletinde, Zhelaizhai olarak bilinen antik Liqian şehri ile aynı yerde bir şehir vardı. Zhelaizhai'deki birçok insan, yüksek burunlar, soluk ten, kahverengi, kırmızı ve hatta sarı saçlar ve mavi veya yeşil gözler gibi geleneksel olarak Avrupalı ​​olarak görülen özelliklere sahiptir. Birçok kişi bu fiziksel özellikleri, onların Liqian'a yerleştiği varsayılan kayıp Roma lejyonunun üyelerinden geldiklerinin kanıtı olarak gördü.

Son birkaç on yılda, Zhelaizhai şehri, oradaki bazı insanların kayıp bir Roma lejyonunun üyelerinden gelebileceği fikrini coşkuyla benimsemeye başladı. Turist çekmek için şehir, antik kentten sonra resmi olarak “Liqian” adını aldı. Şehir ayrıca, halkının Roma mirası fikrini destekleyen bir dizi kamu anıtı inşa etti.

Örneğin Liqian, bir Hui Müslüman kadını, bir Han alim-yetkilisi ve bir Roma askerini tasvir eden bir anıt dikti. Ünlü Roma heykellerinin replikalarının yanı sıra Roma askerlerinin geleneksel temsillerini içeren başka bir anıt diktiler. Prima Porta'lı Augustus ve Ludovisi Galya. En azından bir noktada Liqian şehri, Kolezyum'un tam ölçekli bir kopyasını inşa etmekten bile bahsediyordu.

Yongchang Müzesi'nde ziyaretçilere gösterdikleri, Liqian'ın sözde Romalı askerler tarafından nasıl kurulduğunun heyecan verici hikayesini anlatan resmi bir video bile var. Komik bir şekilde, video 2007 fantastik aksiyon filminden görüntüleri kullanıyor 300—Bu, görünüşte MÖ 480'de Ahameniş Persleri ve müttefiklerine karşı bir Yunan koalisyonu arasında savaşan Thermopylai Savaşı ile ilgilidir - MÖ 53'te Romalılar ve Partlar arasında savaşan Carrhae Savaşı'nı temsil etmek için.

Görünüşe göre videoyu yapanlar, Yunanlılar ve Romalılar arasındaki farkı ya da Ahameniş Persleri ile Partlar arasındaki farkı anlatamıyor. Ayrıca kimsenin onlara ne kadar yanlış olduğunu söylemediği de açık. 300 Kasım 2019'da yazdığım bu makalede tartıştığım gibi, film tarihsel gerçeklere çok az dayanakla neredeyse tamamen fantezi.

YUKARIDA: Liqian'daki Hui Müslüman bir kadın, bir Han erkek ve bir Roma askerinin anıtı

YUKARIDA: Liqian'daki anıtın, Roma askerlerinin geleneksel temsillerinin yanı sıra çeşitli ünlü Roma heykellerinin kopyalarıyla birlikte fotoğrafı. Prima Porta'lı Augustus ve Ludovisi Galya

“Kayıp Roma lejyonu” çürütüldü

Dub'un hipotezinin neden tutulduğunu görmek kolaydır. Kim olmaz Partlar tarafından yakalanan, bir Hun savaş lordu için paralı asker olarak savaşan, Han Çinlileri tarafından yakalanan ve sonunda Çin'in kuzeybatısındaki bir şehre yerleşen bir grup Romalı asker olduğuna inanmak istiyorum. onların vatanı?

Ne yazık ki, Dub'ın hipotezi neredeyse kesinlikle yanlıştır ve onu destekleyen kanıtlar neredeyse komik bir şekilde çürüktür. Dubs'ın, Zhizhi'nin kalesinin baskınında Romalı askerlerin varlığına dair kanıtlarına bakarak başlayalım. Her şeyden önce, söz konusu “balık pulu oluşumu”ndan bile emin olamayız. Eski Han'ın Tarihi Hatta bir Roma testudosuna benzeyen bir şey olsa bile, referans ona dayalı herhangi bir spekülasyon yapmak için çok belirsizdir.

Even if the “fishscale formation” were indeed a Roman-style testudo, there is no reason to assume that the soldiers at Zhizhi’s stronghold were Romans themselves. rağmen testudo formation and double palisade are characteristic of Roman-style warfare, these are ideas and tactics that someone else could have easily come up with independent of the Romans.

Furthermore, even if we assume that the “fishscale formation” was a Roman-style testudo and that the ideas for the testudo and double palisade did indeed come from the Romans, this would not necessarily mean that the soldiers at the battle must have been Romans themselves. In fact, it would actually make far more sense to assume that Zhizhi’s soldiers simply learned these tactics from the Romans.

We have no historical records that could possibly explain how a group of Roman soldiers captured by the Parthians could have wound up fighting as mercenaries for Zhizhi and, frankly, it sounds rather implausible. On the other hand, it is not entirely unreasonable to think that some of the forces fighting for Zhizhi could have encountered the Romans captured by the Parthians at some point and adopted some of their tactics. Certainly, a double palisade would have been easy to adopt. NS testudo formation would have been more difficult, but we do not know if the “fishscale formation” was really a testudo anyways.

As for the existence of the town by the name of “Liqian,” this really means absolutely nothing. I personally do not speak Chinese, but I have consulted with someone who does and they have told me that the name Líqián literally means something like “Black Horse.” It is perfectly understandable why a town that was not founded by Roman soldiers might have a name like this.

Now, it has been pointed out that, in 9 AD, the name of the town of Liqian was changed to a phrase meaning “A Prisoner Raised Up,” but this does not really mean anything either, since there were lots of “prisoners” who were “raised up” in antiquity. None of this proves that the town was founded by Roman soldiers who had been captured during Chen Tang’s raid of Zhizhi’s fortress.

There are also serious problems here. No artifact of Roman origin has ever been found in the immediate area of Liqian—no Roman coins, no Roman weaponry, no Roman armor, no Roman anything. Furthermore, a genetic study conducted in 2007 on modern-day natives from the immediate area failed to detect any evidence of Italian ancestry in any of them. The study did detect some evidence of Indo-European ancestry in some of them, but, as I shall get to in a moment, this is hardly surprising and certainly does not constitute evidence of Roman ancestry.

Only a die-hard romanticist could fail to see the serious flaws in Dubs’s hypothesis here. Dubs builds speculation on top of speculation with only a few tiny tidbits of evidence tossed in along the way. The only reason why Dubs’s hypothesis is so popular is because it makes for such a thrilling story. The tale of a small group of Roman soldiers from Italy fighting and being captured all the way across Asia before eventually settling in northwest China in a city named after their homeland has all the making of an epic poem or a Hollywood film. Unfortunately, it probably never happened.

The real reason why so many people from Liqian look European

Many people are probably wondering, “Well, if they probably don’t have Roman ancestors, then why do so many people from Liqian look European?” The answer is that the reason why so many people from Liqian look European is because many of them probably have distant ancestors who ultimately came from Europe. Those European ancestors, though, probably weren’t Romans, but rather members of another nation—a nation that has been practically erased from history.

One thing that is often left out of the discussion over whether the Romans actually went to China is the fact that Liqian is not the only place in western China where you can find large numbers of people with features that we normally think of as “European.” There are actually people all throughout northwestern China with blond hair, blue eyes, pale skin, and other traditionally “European” features.

To find the reason why so many people in western China have features that are normally seen as European, we have to go back long before the Romans. Sometime around the fifth millennium BC or thereabouts, millennia before the Roman Empire was even an idea in someone’s head, there was a people known as the Proto-Indo-Europeans. The Proto-Indo-Europeans were nomadic herdsmen who probably lived in the steppes north of the Black Sea in what is now eastern Ukraine and southwest Russia. They spoke a language which linguists have termed “Proto-Indo-European.”

ABOVE: Map from Wikimedia Commons showing the migrations of various Indo-European groups out of the Indo-European homeland or Urheimat and across much of Europe and southwest Asia

Sometime perhaps around 3,500 BC or thereabouts, the Proto-Indo-Europeans began to migrate out of their homeland in the steppes north of the Black Sea across Europe and much of western Asia. As they spread across Eurasia, they brought their language and their culture along with them. The vast majority of European languages, along with many Indian and Iranian languages, are directly derived from Proto-Indo-European.

There was one group of Indo-European people who went further east than any of the others. These people settled in the Tarim basin in what is now the Xinjiang region of northwest China. We do not know much about these early Indo-European settlers of the Tarim basin, because they did not have written records at first, but we do know that many of them bore features commonly associated with northeastern Europeans because a large number of mummies have been found in the Tarim basin dating between c. 1800 BC and c. 200 AD bearing obviously European features.

By around the second century BC, numerous city-states of people speaking Indo-European languages had arisen in the Tarim basin. In around the fifth century AD, the Indo-European peoples of the Tarim basin began writing in their native languages, which linguists have dubbed “Tocharian.” There are three known Tocharian languages: Tocharian A, Tocharian B, and Tocharian C. The people who spoke these languages are known as “Tocharians.”

Many Tocharians had European features. Chinese sources describe the Tocharians as predominately light-skinned, blond or red-haired, and blue or green-eyed, with high noses and full beards. A Tocharian fresco from the Qizil Caves in the Tarim basin depicts Tocharian men with pale skin and blond hair.

ABOVE: Sixth-century AD Tocharian fresco from Qizil Caves in the Tarim basin depicting Tocharian men with pale skin and blond hair

ABOVE: Wooden tablet dating to between c. 400 and c. 800 AD with writing in Tocharian B

In 640 AD, Emperor Taizong of the Tang Dynasty began a campaign against the Tocharian city-states of the Tarim basin. The Tocharians were conquered and brought under the rule of the Tang Dynasty. Later in the eighth century AD, the Uyghur Turks settled in the Xinjiang. The Tocharians largely assimilated into Uyghur culture and intermarried with the Uyghurs. To this day, many Uyghurs have still pale skin, blond or red hair, and blue or green eyes.

The Uyghurs are not the only ones in northwest China who probably have Tocharian ancestors, however the Tocharians have left a significant genetic footprint on northwestern China as a whole. Thus, many people who live in northwestern China have distant ancestors who lived in the steppes of Ukraine and southwest Russia many thousands of years ago.

Ancient Tocharian features such blond hair, pale skin, high noses, and blue eyes still occasionally resurface in the native populations of this region of China. That is probably the reason why so many people from Liqian look European. It is probably not because they have Roman ancestors it is far more likely because they have Tocharian ancestors.

Honestly, Roman ancestors don’t make especially much sense as an explanation for why some people in western China have blond hair and blue eyes anyway, since the Romans were Italian. The population of Italy hasn’t changed drastically since ancient times and, back then, blond hair and blue eyes were just as rare in Italy as they are now. Obviously, there are some people in Italy who do have blond hair and blue eyes, but these features are not nearly as common in Italy as they are in, say, southwest Russia or Ukraine.

ABOVE: Photograph from Wikimedia Commons of a blond-haired, blue-eyed Uyghur girl from Turpan, Xinjiang, China. To this day, many Uyghurs still have blond hair, blue eyes, and other features traditionally seen as European.

In the end, Homer Dubs’s hypothesis has effectively became a modern legend. There is really no evidence to support it, but many people go on believing in it anyways because it makes for a good story. In much the same way that Vergil’s Aeneid furnished a founding myth for the Roman people by claiming that the Romans were descendants of Aeneas, a hero who fought for Troy in the Trojan War, Dubs’s hypothesis has provided a founding myth for the city of Liqian by claiming that the people of Liqian are descendants of Roman soldiers, captured first by the Parthians and later by the Chinese. I expect that, with future generations, the legend will probably only be further elaborated until perhaps it gets an epic of its own.

Ultimately, there NS some contact between the Roman Empire and the Han Empire, but it was largely limited to a handful of merchants and embassies. In ancient Roman sources, Chinese people are referred to as “Seres.” The Roman historian Lucius Annaeus Florus (lived c. 74 – c. 130 AD) records in his Epitome of Roman History 2.34 that “Seres” and Indians came from the far east to the court of the Roman emperor Augustus (ruled 27 BC – 14 AD), bearing gifts of precious gems, pearls, and elephants. Here is what he writes, as translated by E. S. Forster:

“Now that all the races of the west and south were subjugated, and also the races of the north, those at least between the Rhine and the Danube, and of the east between the Cyrus and the Euphrates, the other nations too, who were not under the rule of the empire, yet felt the greatness of Rome and revered its people as the conqueror of the world.

For the Scythians and the Sarmatians sent ambassadors seeking friendship the Seres [i.e., Chinese] too and the Indians, who live immediately beneath the sun, though they brought elephants amongst their gifts as well as precious stones and pearls, regarded their long journey, in the accomplishment of which they had spent four years, as the greatest tribute which they rendered and indeed their complexion proved that they came from beneath another sky.”

The History of the Later Han records that, in 166 AD, a group of emissaries arrived at the court of Emperor Huan claiming to have been sent by “Andun” (安敦), the king of “Daqin.” “Daqin” was the most common Chinese name for the Roman Empire. The “Andun” mentioned in The History of the Later Han is most likely the Roman emperor Marcus Aurelius Antoninus (ruled 161 – 180 AD).

The History of the Later Han states that the arrival of this embassy was the first time there had been direct diplomatic contact between the Chinese and the people of Diqin, which suggests that the “Seres” at the court of Augustus mentioned by Florus were probably independent merchants and not an official embassy sent by the Han emperor.


A Roman Legion Lost in China.

The battle of Carrhae[1] ended fifty-three years before the birth of Jesus Christ, on the last day of May. It was a shameful disaster for the Roman army: seven legions with the strength of 45,000 men were humiliated and routed by 10,000 Parthian archers.

The commanding officer of the unfortunate expedition was Marcus Licinius Crassus, a sixty-two-year-old tribune eager for glory and wealth, even though he was already the richest man in Rome. He organized the campaign – perhaps also because he envied the military successes of Pompey and Caesar, and foolishly thought his amateur dramatics might equal their professionalism. His only triumph had been achieved with Pompey’s help: the bloody suppression of Spartacus and his slaves. He had insufficient experience to embark on a large-scale operation himself thus, Rome’s Republican government were loathe to let him depart with such a sizeable army, especially since there was no real emergency in the east. During the heated public debate about the excursion, a tribunus plebis named Ateius argued vehemently in opposition. Plutarch wrote that, when Ateius realised that his efforts were in vain and that he would not receive enough supporting votes, he theatrically lit a brazier and, while throwing grains of incense onto the flames, started to curse Crassus and evoke the infernal gods. Judging from the name and the behaviour of this man, we can guess that he was of Etruscan descent! To strengthen his own case, Crassus had enlisted the support of Pompey and Caesar, who saw an opportunity to free themselves of a powerful competitor.

When the Senate granted approval, Crassus assembled metropolitan legions in Rome, marched to Campania and then to Brindisi, where he met with other legions summoned from Calabria. The troops embarked despite of stormy seas – an early indication of his ineptitude. Not all the ships reached the other shore.

Crassus had the blind goddess Fortune on his side during his youth: he emerged unscathed from the civil wars, and though he was implicated in the Catiline conspiracy he suffered no consequences. He also settled the debts of a spendthrift Caesar whilst being tightfisted himself and with his family.

But as he aged he became a sort of blunderer, making numerous and serious mistakes, some of them mentioned by the historians who have written in detail about his last expedition. For instance, in a speech to his soldiers he proclaimed that he would destroy a bridge ‘so that none of you would be able to return’ but when he noticed the expressions of dismay amongst his soldiers, Crassus quickly corrected himself by explaining that he had been referring to the enemy. At one point he ordered the distribution of lentils and salt to the troops, oblivious that this was a meal offered at funerals. And when he dropped on the floor the entrails of a sacrificial animal placed in his hands by a haruspex (a soothsayer) Crassus cried: “Fear not despite my age, the hilt of my sword will not slip from my hand!” On the day of the battle Crassus wore a black tunic, instead of the purple colour de rigour for Roman generals, and even though he quickly returned to his tent to change, he left his officers speechless.

Moreover Crassus refused to listen to his veterans advisors in favour of marching on the coast and avoiding the desert to reach the Parthian capital. Rather, he trusted the Arab, Arimanes, and his 6,000 horsemen, who had secretly sided with the Parthians and abandoned the Romans shortly after engaging in the battle.

Crassus ordered his soldiers to organize themselves in square formations, shielded on all sides without and packed like sardines within. It caged them, and they were slaughtered by the Parthian’s arrows, shot from their reflex bows with recurved edges. These bows doubled the propulsion power, enabling them to shoot at a distance of up to 400 metres. This kind of bow was a Mongol invention further perfected by the Chinese in the seventeenth century, when their arrows became capable of reaching a distance of up to 600 metres.

Seeing the grave danger, Crassus’ son, Publius, attempted a sally with a thousand Gallic cavalrymen, but he and half of them were slain, the remainder taken prisoners. The head of Publius was put on a spear and shown to the Romans and to his father. On this tragic occasion we can see the only glimpse of Roman greatness in Crassus who momentarily ceased to act like an old fool and told to his soldiers to keep up the fight. The death of his son, he said, was his private injury, not theirs.

At nightfall, Crassus agreed to negotiate with the enemy however, it was a trap. He was killed and his head was also cut off. 20,000 Romans died that day 10,000 were taken prisoner, and the remainder managed to escape back to Italy.

This shameful setback was partially redressed by Marcus Antonius a few years later and a diplomatic solution with the Parthians was reached under Augustus in 20 BC with a peace treaty that allowed for the retrieval of lost insignia, including the return of the eagles and the banners of the seven Roman legions. When Augustus sought also the return of prisoners from 53 BC the Parthians maintained that there were none to repatriate. Their practice had always been to shift prisoners caught in the West to Turkmenistan in the East. By so doing they aimed to secure their loyalty against their worst enemies – the Huns – and this is probably what happened to the unfortunate 10,000 legionnaires captured during Crassus’s battle. The Roman historian Plinius also upheld this theory, which stood until 1955, when an American Sinologist, Homer Hasenpflug Dubs, gave a speech during a conference in London, titled, “A Roman City in Ancient China”.

Dubs had found that in the annals of the Han dynasty there is record of the capture of a Hun city by the Chinese army in 36 BC named Zhizhi, now known as Dzhambul, located close to Tashkent, in Uzbekistan. Dubs was deeply impressed by the fact that the Chinese recorded the discovery of palisades of tree trunks, and that the enemy had used a previously unseen battle formation, namely a testudo of selected warriors forming a cover of overlapping shields in front of their bodies in the first row and over the heads in the following rows. [2]

The Roman Testudo

The Chinese were so struck by the military skills of the opposing warriors that they moved them, after enlisting, further East, to a place that by imperial decree was named Li-Jien (which sounds in Chinese as the word “legion” and is the name the Chinese called Rome) in Gansu province. It was uncommon for Chinese to name their cities after barbarian names: the only two other known cases, Kucha and Wen-Siu, occurred where large colonies of foreigners had settled. The legionnaires numbered 145, and formed a garrison protecting the inhabitants of Li-Jien from Tibetan raids.

Dubs claimed to have identified Li-Jien as the place now known as Zhelaizhai, near Lanzhou. Subsequent archaeological expeditions made by Chinese, Australians and Americans appear to support the choice of this Chinese city even though the smoking gun, which may finally solve the mystery, has yet to be found.

During excavations in 1993 fortifications were unearthed, as well as a type of trunk fixed with stakes, possibly dating back to the time of the arrival of the legionnaires. The ‘trunk’ was a kind of hoist used by the Romans to build fortifications but unknown in China. It is now on display in the Lanzhou Museum.

The physical features of those living in Lanzhou, in some cases, also give some credence to Dubs’s theory. A certain Sung Guorong, for instance, stands at the unusual height of 1.82 metres, is blond and with an aquiline nose and big blue eyes, and loudly proclaims that he is Roman, not Chinese. He also claims that there are at least 100 others in the area with similar features.

Certainly among the legionnaires there were some German as well as Gaul auxiliaries. Perhaps one of Mr Song’s ancestors was one of those 500 horsemen captured during Publius Crassus’s tragic sally. Lanzhou University has conducted DNA tests on the population of Zhelaizhai and their findings show that 46 per cent of them have genetic sequences similar to Europeans’.

Future research conducted using the Y chromosome (which is subject to little variation as it is transmitted directly from father to son) will shed more light on this mystery, and will help gather more precise information about European kinship ties.

Apart from this genetic evidence, Roman coins and pottery have also been unearthed in Zhelaizhai, as well as a helmet bearing the engraving in Chinese characters: One of the Prisoners. However, Zhelaizhai is located along the Silk Road, where such discoveries are found frequently. Similar artefacts have been found in distant places such as Vietnam and Korea.

One of Zhelaizhai’s specific characteristics, worth mentioning, is the passion for bulls and bullfighting, which continues to this day, and which is not shared by neighbouring areas. Local authorities, wishing to capitalize on the tourist potential offered by this link, have built a pavilion with Roman marble statues to attract visitors.

The Chinese were aware of the existence of a large Western empire and sent a legation in the year 97 AD, headed by Kan Ying. This legation arrived in Mesopotamia but, prior to continuing on to Rome, were misled by the Parthians into believing the journey would take two years of sailing. The Parthians had no interest in having their two main customers meet, as this would have cut them out of a lucrative trade.[3]

The naïve Kan Yin trusted the Parthians and decided to return to China empty handed.

Marcus Aurelius in 166 AD sent an official delegation of Romans to the Chinese capital of Luoyang and their arrival is recorded in the dynastic annals however, the Chinese did not respond favourably to the Roman overtures, perhaps because of the occurrence in 184 AD of the peasant rebellion known as the Yellow Turbans, which caused a frightful civil war and the fall of the Han dynasty, which had ruled over China for four centuries.

(This article was published in a Hong Kong magazine on February 2003. Since than my story went viral on the web. I was contacted by an historian from Turkey asking if I knew more, because it seems that traditionally it was from Zheilazhai that begun the march West of the Turkish nation, or better say the Ashina clan within the Turkish nation..)

This article was published for the first time in Fabruary 2003.

[1] Carrhae, now known as Harran, is located on Turkey’s oriental border.

[2] These facts are reported in the biography of Chen Tang, one of the victorious Chinese generals, written by the historian Ban Gu (32 – 92).

[3] It is well known that Caesar spent a considerable amount of gold for bespoke-tailored togas made of silk, and that he gave Servilia, his mistress and mother of Brutus, a costly pearl from the South Seas. He was a trendsetter…


Part 1 : A lost Roman legion….in China?

The year was 53 BC, Caesar was enforcing civilisation in Gaul and the politics of empire danced their dangerous dance around the Vestal flame. In the midst of this turbulence, 10,000 ravaged, beaten and humiliated soldiers of a once proud Roman army were marched under the yoke into the mists of time, never to be heard of again……or were they?

Marcus Licinius Crassus, the proclaimed ‘wealthiest man in Rome’, was losing the war of prestige and honour to his fellow triumvirates, and under intense pressure to prove his worth as a leader of men after the disastrous campaign against the slave revolts under Spartacus. He craved the one thing money could not buy, the most prized attribute in the high echelons of Roman society, the ‘dignitas’ gained from total war. He therefore decided he would make his mark in the most spectacular way. He raised himself seven legions of Rome’s finest, an estimated 30,000/35,000 men, 4,000 horse, and about 3500 light infantry.

This Roman military machine, it’s engine emitting the throaty roar of impending conquest and the jewel encrusted prospect of unimaginable riches, invaded the heartlands of it’s mortal nemesis, the Parthian empire. Alas it would prove to be one of the most disastrous campaigns in Roman history, ending in just one significant military engagement. On the banks of a tributary of the Euphrates, a Parthian army of 10,000 blocked the way of the might of Rome it would be recorded through the annals of time as the battle of Carrhae. (Now modern day Harran, Turkey)

The battle was scarcely a battle, with the enemy not presenting themselves for close quarters combat, the Roman legions were completely outmanoeuvred and utterly cut to pieces. Parthian horse archers, who are now, as then, famous for the ‘Parthian shot’, in which an archer could turn in the saddle and loose several more arrows as they rode away. This was devastating for the Roman ethos of war, which principally consisted of a stand and be destroyed way of fighting, the army was designed for close quarter action. In almost a forerunner to the last days of the Empire centuries later, the Parthian archers blitzed the Roman position for a full day, and with the final blow of the death on legs that were the cataphracts, the fat lady had definitely sung for the legions, reducing 30,000 of Romulus’s wolves draped in iron into a blood soaked wall of flesh and forgotten courage, turning the sun scorched desert into deaths playground. The air was full of the iron tinge of spent blood, and the carrions were to feast for weeks to come.

Crassus and the surviving legates of the army, knowing the day was well and truly lost, and with the tattered and exhausted remnants of the army near mutinous, agreed to a meeting of parley offered by the Parthian commander, a General Surena. However a scuffle ensued and Crassus was executed.

Next according to Plutarch:

‘Thereupon some of them went down and delivered themselves up, but the rest scattered during the night, and of these a very few made their escape the rest of them were hunted down by the Arabs, captured, and cut to pieces. In the whole campaign, twenty thousand are said to have been killed, and ten thousand to have been taken alive.’- Plutarch, Lives

Thus our story begins.

It all started in 1957 when a well respected yet gloriously eccentric Sinologist by the name of Homer H Dubs published a paper entitled: ‘A Roman City in Ancient China’. A subject he had been researching for 10 years. In the paper he stated that captured soldiers from the battle of Carrhae had been settled and used as mercenaries (and even formed a town!) in North Western China, in what is now the Gansu province. It is of little surprise that mystery lovers and some scholars have pounced on this extraordinary claim. Considering that Chinas first accepted direct contact in literary sources with the Roman Empire itself was an emissary during the Principate, under Marcus Aurelieus in 166 AD. It is very tantalising to think of the delicious notion of earlier and spectacular integration of westerners in China. I do have to admit also, that the circumstantial evidence is definitely compelling.

Let us explore the evidence….

Now, the Parthians’ usual practice for captured enemy soldiers was to indeed utilise them, to strip them of all their own military equipment and re-supply with indigenous weapons. The ancient sources such as Pliny seem to support this also, it is worth mentioning the Roman historian Horace claimed that the survivors were integrated in to the main Parthian army and married to women of the indigenous population. If we are to take this as evidence for our current subject, these soldiers most likely fate was to be moved to the far eastern fringes of the Parthian empire in Turkmenistan to be used as border guards against the Huns. It indeed makes sense that these soldiers be moved as far from their own borders as possible the Romans themselves did this with the auxiliaries they recruited.

In 20 BC during negotiations for the recovery of the standards lost at Carrhae between Augustus and the Parthians, it was stated that there were no prisoners to be given back as reparations also. This is the basis many theorists use to substantiate the idea of the Romans in China the Parthians no longer had the prisoners, it obviously backs up the theory to some extent of the Romans in China…..surely?

Not quite, let us pick apart this foundation idea. Firstly it is 20 BC, that is 33 years after Carrhae, and the average life expectancy of a male of the soldier class in the late republic was 45/50 (and that’s being optimistic even without battle exposure and other hazards of this type). So even if we assume the majority of soldiers was aged 17/30 at the time of the battle, that would place them in the age bracket of between 42 and 60 years old. Even taking into consideration that it is possible that some would live longer than others, the idea that it could be used to substantiate the theory just doesn’t stack up to real scrutiny. However, on the flip side of this there is indeed a chance of some of these men still being alive at the time of the diplomatic exchange.

Let us move on, there is a Chinese record, called ‘History of the former Han Dynasty’. In the first scene they tell the story of a territorial battle between the Huns and the Chinese in a place called ZhiZhi, identified today as Zhambal, Uzbekistan, in the year 36 BC (notice again the date). A general in command of the Chinese was a man named Chen Tang, and his account of the battle is where it all starts for Dubs and the very foundation of the whole theory. He stated that his warriors faced off against a unit of soldiers which numbered more than a hundred using a very strange formation, he described it as a ‘fish scale formation’ (You can see where this is going right. ) that he had never been witness to before. Now this is all he says about this formation, but it does strike an alarming similarity to the ‘testudo’ (Latin for tortoise), the famous formation used by the Romans throughout their military conquests until at the very least the 4 th Century AD.

He does make note of another feature of the Roman military too, a wooden palisade being placed outside the walls this according to Dubs was almost exclusively a Roman practice at this time. Dubs himself, when presented with the possibility that they could be Hunnish warriors completely dismisses this on the grounds that like all nomad and barbarian armies of this period were just that, barbarian. He maintained that cohesive and complicated battle manoeuvres and building works could only be obtained by constant drill and training, and the double palisade was most characteristically a standard Roman practice. A thing to note also is that the Huns, who in tactics and troop utilisation were very similar to the Parthians. Were composed largely of mounted archers and heavy shock cavalry, the heavy infantry units used usually composed largely of mercenaries or low born levies.

In Chen Tang’s official report to the emperor he states that approximately 1,518 men were killed, had taken alive 145 men and 1000 men surrendered. Could those 145 men be the Roman mercenaries?

It is a very strange fact that the 145 were considered separate from the 1000 who surrendered. Maybe because the 145 just changed paymaster? It does make sense that this is how mercenaries would act in this situation, a transition from one employer to the next, who cares where the money is coming from? Dubs certainly sees it that way he defines the 145 men as the ‘just over a hundred men’ that were using the ‘fish scale’ formation. I am inclined to admit also that this evidence can easily be linked with each other and it does make perfect sense that the Chinese victors would be happy to acquire these men, due to their formidable tactics they used. According to Dubbs, these soldiers were then moved to a frontier town, the name of this town was Li-Jien.

In the next installment we will attempt to shed some light on the secrets of that little town in China…..


Has A Lost Roman Legion Been Found In China?

Lost Roman legions are all the rage at the movies lately. Neil Marshall was first out the gate with yüzbaşı this year, a really fun and bloody adventure tale about what happened to the fabled Ninth Legion, who disappeared in the wilds of Britain. Kevin MacDonald has a movie about that same legion coming out next year generically called The Eagle (it was originally titled The Eagle of the Ninth, which is much better), the film is set a generation later as a son of a Ninth Legion soldier searches for that group’s missing Eagle emblem.

But the Ninth Legion wasn’t the only lost legion out there. And now DNA tests may have found one of the most legendarily lost groups of Roman soldiers - in China.

You might know Marcus Crassus from Spartacus, but he wasn’t just Kirk Douglas’ enemy. He also was in command of one of ancient Rome’s most devastating defeats - the Battle of Carrhae. Crassus’ Roman forces got royally fucked up by the Parthians they were trying to conquer (Parthia was located in what is now northeastern Iran). It seems the Parthian archers were all that and a bag of chips, and they would ride up on the Romans, raining arrows of death, and then ride away still raining arrows of death. They could shoot equally well forwards or backwards.

40,000 Romans got killed in that battle, and Crassus, pressured into a parley with the Parthians by his mutinous troops, got betrayed and was beheaded. 10,000 Romans were captured and from that day forward disappeared from the official history books.

But there have been stories and legends about them. The accepted wisdom at the time was that the Parthians took the prisoners and moved them to their eastern front, where they were put into battle against the Huns. That was certainly the thesis extended by Roman historian Plinius.

And here’s where it gets interesting. Rumors have it that some of those Romans became mercenaries, fighting for the highest bidder. The Chinese took a Hun city almost 20 years later, and were very impressed with some warriors they saw in action there. Chinese histories tell of warriors who used a ‘fish scale formation,’ which sounds like it could very well be the overlapping shield testudo formation that the Romans perfected and that made them such a fierce fighting force.

The Chinese took these warriors and moved them even farther east, settling them in a town that was named Li-Jien (which sounds, in Chinese, like the word legion), where they repulsed Tibetan attacks. Recent excavations in an area near where archeologists think Li-Jien was (it’s now lost) unearthed a kind of hoist that Romans used in building fortifications which was unknown to the Chinese. That trunk is now on display at the Lanzhou museum.

Which brings us to the modern day. The archeologists who found that artifact were surprised by the looks of the locals. According to China Daily:

DNA testing has shown that some villagers have as much as 56% Caucasian ancestry.

Before we get ahead of ourselves, let’s keep in mind that this village is along the famed Silk Road, the center of trade traffic between East and West in ancient times. There are a lot of ways that the people of Liqian, on the edge of the Gobi Desert, could have gotten some white in their veins. And the make-up of a Roman legion - it could have contained people from all over the vast Empire, including Germans (whom the locals, with their light hair and eyes, seem to resemble the most) - makes it tough to be sure that the Caucasian DNA came from the legion or from a traveling trader.

That said, it’s unlikely that Romans ever officially got anywhere near the Gobi Desert. The Han Empire was aware of the Romans, and there was some minor contact but it was all done through third party intermediaries (the Parthians, in fact!). No official Roman boot trod that far into Chinese territory.

But maybe! It’s kind of cool to think of the slow seepage of ancient empires into one another. And the idea of a hardy band of Roman legionnaires - the stories have their final number as less than 200 - fighting in strange and exotic lands and finding themselves settling down there - makes for an excellent and thrilling story. Now that’s a lost legion film I’d like to see. I could finally get a film where a guy in a Roman helmet fights a kung fu master.

List of site sources >>>


Videoyu izle: Antik Romanın Kayıp (Ocak 2022).